08 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 24.822.775 kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:05
Bursa 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
DOLAR

8,2364$%-0.43

EURO

10,0327%0.22

GRAM ALTIN

484,72%0,49

ÇEYREK ALTIN

7.515,81%0,38

BİST100

1.441,33%0.95

BİTCOİN

479835฿%3.60482

a

DÖKÜLEN SONBAHAR YAPRAKLARI

Başlangıçta beni sessizce dinleyen sağlık müdürü konuşmaya acımasızca eleştirilerle başladı. Ağzından çıkan her söz, bizim çalışmalarımızı bırakın taktir etmek şöyle dursun tamamen yok saymak noktasına gelince tüm moral ve motivasyonum kaybolmaya başlamıştı. Ben ve çalışma arkadaşlarım bu kadar özverili çalışırken emeğimizin bu kadar yok sayılması çok üzücüydü..

ad826x90
ad826x90

Merhaba dostlar….
Covid ile yatıp covid ile kalktığımız bu uzun süreçte hepimiz bunaldık. Bugün sağlıkçı olmanın avantajı ile sokağa çıkma yasağından etkilenmediğim için arabama atladım ve uzak bir merkeze alışverişe gittim. Yol boyunca gözlediğim kadarı ile sadece ben değilmişim bu yasaklardan etkilenmeyen. Belli ki herkes bir izin kağıdı bulmuş, bulamayan da eline bir poşet alarak ailece market ziyaretine çıkmış. Anlaşılan o ki yasaklar kendi içinde yavaş yavaş kalkmaya başlıyor. Bakalım bunun sonu nereye varacak. Hep beraber göreceğiz bu gidişatı. O nedenle ben artık bu konudan az da olsa uzaklaşmak ve hikayeme kaldığım yerden devam etmek istiyorum.
Pratisyen hekim olarak ilk atandığım, o zamanlar Bolu iline bağlı bir ilçe olan bugünün illerinden Düzce’de yaklaşık üç buçuk yıl çalıştıktan sonra memleketim Yalova’ya tayinim çıktığında hayli mutluydum. Yalova’da ilk görev yerim Kaytazdere Sağlık Ocağı’nda çok uzun süre kalmadan Termal Sağlık Ocağı’na atanmıştım. Burası öğrencilik hayatımda önünden geçtikçe çalışanlarına özendiğim, çam ağaçlarının arasında, manzarası iç açıcı, konumu mükemmel bir yerdi. Doktor olarak çalışma hayali kurduğum bu sağlık ocağında, benim için en güzel olan ilkokuldan lise sona kadar aynı sırayı paylaştığım, sonrasında meslektaşım olan can dostum Gamze ile aynı yerde çalışacak olmaktı. Daha ne isteyebilirdim ki…..
Her gün Gamze ile beraber güle oynaya çam kokuları içindeki iş yerimize gidip gelmeye başladık. Sağlık ocağında gebe takipleri yapıyor, anne çocuk sağlığı konusunda çalışmalar yapıyor, köy ziyaretleri yapıp sağlık hizmeti veriyor, esnaf denetlemeleri yaparak hijyenik olmayan işletmelerin korkulu rüyası oluyorduk. Genç doktorlar olarak sağlık ocaklarının sadece insanların reçete yazdırdıkları merkezler olmadığını kanıtlama çabasıyla her gelen hastanın muayene yapılmadan reçetesinin yazılmayacağının savaşını veriyorduk. Bu savaş öyle sessiz sedasız olmuyordu tabi ki. Ailenin bir ferdi üzerine mevcut olan sağlık karnesini tüm ailesi için kullanmaya çalışanlar mı , özel doktor muayenehanesinden yazılmış olan resmi olmayan reçeteleri resmileştirmeye çalışanları mı , çocuklarına aşı yaptırmamak için direnç gösterenler mi, istediklerini yaptırabilmek için politik baskı kurmaya çalışanlar mı….
Sağlık ocağında üç doktor olarak çalışıyorduk. Küçük bir laboratuvar hizmeti kurmuştuk. En basit tahlilleri bu merkezde yapabilmek bizim için büyük bir lükstü. Her gün birimiz poliklinik hizmeti, birimiz hemşire ile beraber gebe takiplerini, birimiz resmi yazışmaları yapıyorduk. Haftanın belli günleri köy ziyaretleri, belli günlerde de esnaf ziyaretlerini paylaşmıştık. Ara ara sağlık müdürlüğünde toplantılara katılıyorduk. Kendi imkanlarımızla sağlık ocağının görünümünde de düzenlemeler yapmıştık. Küçük bir acil odası oluşturmuştuk ve ufak tefek müdahaleleri burada yapar olmuştuk. Bir zamanlar acil doktoru olarak çalışmış olmanın avantajını burada daha yakından hissetmiştim. Yoğun acil nöbetlerinden sonra sağlık ocağında çalışmak ayrı bir tecrübeydi doğrusu.
O yıllarda Türkiye genelinde aşı kampanyası düzenlenmişti ve bu kampanyaların ana kolları sağlık ocaklarıydı. Kampanya öncesi eğitim toplantıları düzenlenir, planlamalar yapılırdı. Sağlık ocağına kayıtlı olan tüm çocuklar tek tek listelenir, her çocuğun evine kadar hizmet götürülür ve tüm çocukların on beş gün içinde aşılaması yapılırdı. Amaç bu kampanyalarla suçiçeği ve kızamık hastalıklarının kökünü kurutmaktı. Bu amaçla kampanya süresince hafta sonları da çalışırdık. Yine bu kampanyaların birinde hafta sonu çalışma sırası bendeyken sağlık ocağında aşı için gelecek aileleri bekliyordum. Kampanyanın ilk haftasında sorumlu olduğumuz bölgenin aşılama planının çoğunu bitirmiştik ve bu bizim için büyük bir gurur kaynağıydı. Bunun iç huzuru ile günün bitmesini beklerken Sağlık müdürümüzün ani ziyareti ile karşı karşıya kaldım. Kampanya çalışmalarını yerinde görmek, bizleri denetlemek amacıyla gelinmişti. İdari amirle karşılaşmış olmanın heyecanı ile karşıladım müdürümüzü. İdareci olmanın sert duruşu ile sorgulamaya başladı. Bölgemizdeki aşılamanın başarılı bir şekilde gittiğinin raporlamasını gururla yaptıktan sonra sağlık ocağında yaptığımız düzenlemeler ve yenilikler hakkında bilgi verdim. Çalışmalarımızı gururla anlatıyordum. Başlangıçta beni sessizce dinleyen sağlık müdürü konuşmaya acımasızca eleştirilerle başladı. Ağzından çıkan her söz, bizim çalışmalarımızı bırakın taktir etmek şöyle dursun tamamen yok saymak noktasına gelince tüm moral ve motivasyonum kaybolmaya başlamıştı. Ben ve çalışma arkadaşlarım bu kadar özverili çalışırken emeğimizin bu kadar yok sayılması çok üzücüydü. Tam bir hayal kırıklığı yaşıyordum. İç sesim isyan içindeyken saygılı davranışlarıma devam ediyordum. Tüm olumsuz sözlerinden sonra arabasına doğru yönelen müdürümüzü uğurlamak için kapının önüne çıktım. Müdürün kapının önüne dökülen sonbahar yapraklarına bakarak sert ses tonu ve tavırla yaprakları temizlememiş olmamıza yaptığı eleştiri ben de bardağı taşıran son damla olmuştu. Ormanın içinde, her tarafı ağaçlarla dolu bir binanın, sonbaharda sürekli yapraklara maruz kalmasından daha doğal ne olabilirdi ki?
O andan sonra artık kendimi kontrol etmem mümkün olmadı ve idari amirimle onun üslubuyla konuşmak durumunda kaldım. Böylesine düzgün ve fedakar çalışmanın karşılığı bu olmamalıydı. Ben ve çalışma arkadaşlarım bir teşekkür, bir taktir beklerken yok derecesinde söylenen sözleri, eleştirileri hak etmemişti. İdari amir olmak eleştiriyi de taktiri de yerinde yapmayı gerektirirdi bence.
Yaşadığım bu nahoş olay benim ileri ki yıllarda yapacağım idarecilikler, sorumluluklar için o an için üzücü ama sonrası için iyi bir tecrübe olmuştu. Farklı tecrübeler kazandığım sağlık ocağı maceram bir buçuk yıl kadar sürdü.
Sonrası mı? Onu da haftaya bırakalım dostlar…..

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Uygur Kadınla Evlenenin Çocuğuna +50 Puan

HIZLI YORUM YAP

r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.