a
Pratik Santral
Pratik Santral

SARI ZARF

Arkadaşlar kendilerine doğrultulmuş olan silahtan nasıl kaçacaklarının telaşına bürününce esasdram yaşanmaya başlanmış. Acilin içinde kıstırılmış şekilde canlarını kurtaracakları bir köşe arayanarkadaşlar tek kurtuluşu dinlenme odasına kendilerini kilitlemekte bulmuşlar. Ancak sanki bir savaşsuçlusunu kovalar gibi peşlerini bırakmayan sevgili mafya babamız, kilitli kapıyı kırmaya

Açık söylemek gerekirse bu hafta kendimi çok mutsuz hissediyorum. Her taraftan akın akın

gelen acı haberler hepimizi mutsuzlaştırıyor aslında. “Ben de sizin gibi hissediyorum” dediğinizi

duyar gibiyim. Memleketin bir tarafında uçak kazası haberi, diğer ucundan depremin soğuk

hikayeleri, sınırın ötesinde genç vatan evlatlarının acı kayıpları… Bunların dışında dünyanın bir

kıtası yangına teslim olmuş, diğer taraftan patlamış mısır misali yayılan virüs haberleri….. Bu arada

ülkelerin ve Türkiye’nin politik kargaşasını hiiiççç hatırlatmak istemiyorum. Tüm bu

olumsuzluklara rağmen bizler yine de sabah nasıl işe gideceğimizi, akşama ne yiyeceğimizi, kedinin

mamasını, köpeğin kakasını, çocuğun okulunu,evin temizlik telaşını, arabanın vergisini, dükkanın

kirasını…. kısaca yaşamda bize düşen görevleri düşünmek durumundayız. Çünkiiiii birileri acı

anları yerinde yaşamak zorunda birileri de bunlara kısa bir süre üzülüp yaşamına devam etmek

durumunda. Tıpkı hüznü, acıyı,dramı yaşayan hasta ve hasta yakınlarına, kısa süre üzülüp

hayatımıza kaldığımız yerden devam etmek zorunda olan biz doktorlar gibi. Dışarıdan duygusuz

olarak değerlendirildiğimizi, acımasız eleştiriler aldığımızı biliyoruz. Bazen hastaların bizleri

kendilerine kötülük yapmak isteyen azılı bir düşman gibi gördüklerini düşündüğüm olur doğrusu.

Hangi doktor hastasına verdiği ilacın faydasız olmasını, yaptığı ameliyatın zarar getirmesini, hastayı

kurtarmak için yapılan acil bir müdahalenin hastanın hayatına malolmasını ister ki?

Daha önce pratisyen hekimliğimin başladığı, şimdilerde il olan Düzce’nin genel yapısından

bahsetmiştim. Dediğim gibi silahlı çatışmaların sık olduğu, belinde silahla dolaşıp ufak bir can

sıkıntısında silahını kullanmaktan çekinmeyen insanların cirit attığı bir yerleşim yeriydi Düzce. O

dönemlerde, bu bölgede en çok çalışan devlet memurlarının biz acil doktorları ve emniyet

mensupları olduğunu düşünürdüm sıkça. Yine bir nöbet için acile doğru yaklaşırken kapıda sıradışı

bir kalabalık dikkatimi çekti. Polis arabaları bir tarafta, patlamaya hazır konumda mafyavari bir

topluluk diğer yanda, içerde ise huzursuz bir telaş…. Neler olduğunun merakı ile doktor odasına

geçtiğimde nöbet deviri alacağım arkadaşlarımın bembeyaz suratları ile karşılaştım. Belli ki büyük

bir olay yaşanmıştı ve etkisi hala devam etmekteydi. Çalıştığımız ortam herzaman hareketli olaylara

gebeydi. Bunu biliyordum ama sıradışı birşeylerin olduğunun kokusunu almak için uzman olmak

gerekmiyordu. Bu tip durumlarda neler olduğunu öğrenmek için çok çaba da harcamak gerekmiyor

aslında. Beni gören arkadaşlar telaşla olanları anlatmaya başladı;

Memleketimin sosyokültürel ürünlerinden biri olan bir mafya babası, annesini ex duhul (sağlık

kurumlarına ölü olarak getirilenler için kullanılan tanımlama) halde acile getirmiş ve doktor arkadaşların

annesini hızla canlandırması beklentisi içine girmiş. Ex (ölü) olarak gelmesine rağmen hasta

yakınlarının psikolojilerini rahatlatmak amacıyla yine de gerekli müdahale arkadaşlar tarafından

yapılmış, doğal olarak sonuç değişmemiş. Ancak bu gerçeği kabullenemeyen bizim sevimli mafya

babamız, belindeki silahı çıkarıp ortada tehditler savurmaya başlayınca işin rengi değişmiş.

Arkadaşlar kendilerine doğrultulmuş olan silahtan nasıl kaçacaklarının telaşına bürününce esas

dram yaşanmaya başlanmış. Acilin içinde kıstırılmış şekilde canlarını kurtaracakları bir köşe arayan

arkadaşlar tek kurtuluşu dinlenme odasına kendilerini kilitlemekte bulmuşlar. Ancak sanki bir savaş

suçlusunu kovalar gibi peşlerini bırakmayan sevgili mafya babamız, kilitli kapıyı kırmaya

çalışıcınca işin şakaya gelir bir yanı olmadığı kanaatiyle doktor ve hemşire arkadaşlar odanın

bahçeye bakan camından atlayarak canlarını kurtarma telaşına kapılmışlar. Sonrasında güvenlik

kuvvetlerinin gelmesi ve sevgili mafya babamızın doğum gerçeği gibi ölüm gerçeğini de

kabullenmeyi öğrenmesi ile olaylar sakinlemiş. Ben yaşanılanların üzerine geldiğim için bizim

zavallı acil çalışanlarının ölümle burun buruna gelme hikayelerinin tazeliğini koruduğu anlara

şahitlik etmiştim. Korkuları yüzlerine öyle yansımıştı ki sağlık çalışanlarına saldırı hikayelerinin

bizden hiç uzak olmadığını anlamış oldum.

Bu olayın etkisi ve hikayesi uzun süre hepimizi meşgul etti. Ama yaşanılanlara en vurucu

darbeyi yapan hastane idaresi oldu. Olaydan birkaçgün sonra , olaya karışan doktor ve hemşirelere

birer sarı zarf geldi. Tabiiiii burda sarı zarfın anlam ve öneminden de bahsetmek gerekir. Halihazırda devam eden bir uygulama olup olmadığını bilmiyorum ama bizim zamanımızda bir devlet

memuru için sarı zarf almak bir utanç ve endişe kaynağıydı. Size sarı zarf geldiyse muhakkak bir

olay veya durum hakkında sizden bir savunma isteniyordur ve bunun sonunda sicilinize işlenecek

bir ceza gelme olasılığı yüksektir. Maaşınız kesilebilir, uyarı cezası alabilirsiniz, siciliniz kirlene

bilir. Bu bir nevi ölüp ölüp dirilmek gibi bir duygudur çoğu garip memurumuz için. Neyse gelelim

bizim sarı zarflara. Bu insancıklar ne suç işlemiş de bu sarı zarfları almışlardı? Pandoranın kutusu

gibi zarfları açınca trajikomik bir suçlama ile karşı karşıya kalmışlardı. Silahla kovalanırken

canlarını kurtarmak için, acilden pencereden atlayarak çıktıkları için “çalışma alanını terk etmekten

dolayı” savunmaları istenmekteydi. Kendilerinden böyle bir nedenden dolayı savunma istenilmesi

arkadaşlarımızı ölümle burun buruna gelmekten daha çok üzmüştü. Yaşadığımız bu olaylardan ders

almıştık. Neymiş…. sarı zarf alacağını bilsen deeee pencereden atlayıp canını kurtar, yoksa seni

kimse kurtarmaz…….

Tüm bu anlattıklarımı gözlerinizi kapayarak canlandırdığınızı düşünüyorum. Peki size

soruyorum şimdi; Canlarını kurtarma çabasında olan bu sağlık çalışanları çalışma alanını terk etme

suçlamasına maruz kalmalı mı kalmamalı mı? Artık bunun cevabını yorumlarınızda verirsiniz

dostlar. Bu haftalık da süremi doldurdum. Sağlıcakla kalın…..::))

DR. BERRİN ALTINÖREN

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ŞAŞKIN BÖCEK, ÜZGÜN AMCA

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.