a
Pratik Santral
Pratik Santral

ŞAŞKIN BÖCEK, ÜZGÜN AMCA

30-35yaşlarında bir bayan, eli bir kulağına yapışmış “yardım ediiinn” diye insanları yararak poliklinikteniçeriye daldı. O kadar stresli ve huzursuzdu ki derdini anlamaktan öte önce sakinleştirmek gerekti.Şikayetinin ne olduğunu sorduğumda;

Açıkçası bu yazılara başladığımda geçmişe böyle bir yolculuk yapabileceğimi hiç

düşünmemiştim. Sayenizde meslek hayatıma yeni başladığım dönemleri an be an hatırlar oldum.

Günü yaşarken, geçmişi de canlı tutmak, bazen hüzün verdi bana bazen de gülücükler kondurdu

yüzüme. Anıların üzerindeki tozlu sayfaları ara ara kaldırmak lazımmış. O zaman anlıyormuş insan

nelerle harmanlanıp, yoğrularak bugünlere geldiğini…..

Şimdi bu başlık bizi nereye götürecek diye düşünüyorsunuz değil mi değerli okurlar? Bazen

bir filmin bir sahnesinde kahkahalarla gülerken bir anda diğer sahnede gözyaşlarımızı tutamayarak

ağlayabiliyoruz. Başka bir film veya dizide başroldeki kahramanın başına ard arda gelen dramatik

olaylara inanamayıp “aman canım bu kadar da olmaz” diyerek izlemeye devam ediyoruz. Gülmek

de, ağlamak da, mutluluk da, hüzün de ve hatta dram da insana dair aslında. Bunu yaşadıkça ,

yaşadıklarını anı kutusuna attıkça ve zaman içinde bunları hatırladıkça anlıyor insan.

Acil nöbetlerinin zorluğu ve yoruculuğu yanında güzellikleri de vardı tabiki. Nöbete

başlarken nöbet ekibiyle kurduğumuz kahvaltı sofralarının, getirilen tazecik simit, zeytin-peynir-

domatesi, sıcacık demlenmiş çayın eşliğinde paylaşırken yapılan güzel sohbetlerin, herkesin

yapmaktan zevk aldığı masum dedikoduların tadı hep damağımızdadır. Nöbet tutmak, ekip olmak,

ekip ruhuyla çalışmak güzeldir bizler için. Doktor, hemşire, personel, hastanenin güvenlik görevlisi,

bazen başka servislerden soframıza dahil olan arkadaşlar…. Masabaşı sohbet esnasında hepimiz

hiçbir unvanı olmayan, ast-üst durumundan uzak, sadece insanca güzel ilişkiler kuran bireyler

konumundayken, bir anda acil polikliniğine giren hastalarla beraber sirkelenip kendimize gelen,

birden değişime uğrayıp doktor hanım, doktor bey, hemşire hanım, personel bey veya personel

hanım olarak kimliklerimize bürünüyorduk. Herkes çil yavrusu gibi görevinin başına geçiveriyordu.

Yine böyle bir nöbetin başlangıcında acilin giriş kapısından gelen çığlık sesiyle irkildik. 30-35

yaşlarında bir bayan, eli bir kulağına yapışmış “yardım ediiinn” diye insanları yararak poliklinikten

içeriye daldı. O kadar stresli ve huzursuzdu ki derdini anlamaktan öte önce sakinleştirmek gerekti.

Şikayetinin ne olduğunu sorduğumda; “ kulağımın içinde bombalar patlıyor, beynimde korkunç

sesler yankılanıyor, lütfen beni kurtarın, dayanamıyorum doktor hanım” diye cevap verdi. Hastanın

bu şikayeti, yarım saat önce evinde sakin sakin dinlenirken başlamıştı. Hemen müdahale odasına

geçip hızla kulağına bakmam lazımdı. Bu arada hastanın çektiği ızdırap gözden kaçacak gibi

değildi. Eli kulağında, boynunu fıldır fıldır oynatarak rahat edeceği pozisyonu bulmaya çalışıyordu.

Hastayı sağlam kulağını üzerine yatırdım ve hepimizin hayatımız boyunca en az birkez

karşılaştığımız muayene yöntemi olan otoskop (kulak zarı ve kulak içerisinde yer alan kanalın

muayene edilmesinde kullanılan ışıklı bir gereç) cihazını elime aldım. Bakalım kulaktaki gizli

dehlizde neler vardı? Tam dış kulak yoluna doğru ışıklı cihazla girişimde bulunmuştum ki küçücük

bir böcekle göz göze geldim. Şaşkın böcekçik ona sunduğum ışık sayesinde yolunu bulmuş

hapisane kaçkını gibi hızla kulaktan çıkmıştı. Dış kulak yolunda yolunu bulmak için çırpınan

hayvancık, hastamızın kulak zarının önünde bomba sesi olarak algıladığı seslere sebep olmuştu.

Sonuçta hasta mutlu, böcek mutlu ve ben belki de meslek hayatımın en hızlı tedavi sonucunu almış

olmaktan dolayı daha da mutlu olarak işlemi sonlandırmıştım. Sonrasında küçücük bir böceğin bile

bizi nasıl hayattan bezdirebileceği konusunda yaptığımız konuşmanın ardından hastamızı

gülücüklerle uğurladık. Ama herzaman sonuçlar hep böyle gülücüklerin havada uçuştuğu şekilde

olmuyordu nöbetlerde. Hele ki daha önce de anlattığım gibi, Düzce gibi trafik kazalarının bol

olduğu bir bölgede…

Başka bir nöbetin ilerleyen saatlerinde acil servisin önüne acı acı korna sesi ile gelen araçtan

kanlar içinde 7-8 yaşlarında getirilen bir erkek çocuğu ile başlayan dramatik hikayeyi hayatım

boyunca unutamam. Küçük çocuk güne neşeli başlarken hayatının son günü olduğunu, anne baba

evlatlarına son kez baktıklarını bilemezlerdi. Evinden arkadaşları ile oynamak, bisikletine binip

eylenerek bir pazar günü geçirmek için çıkan küçük delikanlı, bir aracın çarpması sonucu ağır yaralanmış ve hastaneye getirildiğinde çoktan hayatını kaybetmişti. Hızla hastaneye ulaştırılmaya

çalışılsa da bazen çabaların boşa harcandığı anları yaşadık. Çocuk çoktan hayatını kaybetmişti ama

buna rağmen nafile olduğunu bile bile hızla müdahale etmeye çabaladık durduk ekipçe. Sonuç

değişmedi tabiki. Ama esas zor olan şimdi başlıyordu bizim için. Kapısı kapalı olan müdahale

odasındaki gerçeği, kapının önünde hızla çoğalan yakınlarına, özellikle anne ve babaya nasıl

açıklayacaktım? Küçüçük bir çocuğun kaybı nasıl anlatılırdı ki? Hangi kelimeler, hangi cümleler

durumu yumuşatabilirdi ki? İşte bizim mesleğin en zor anları da bu anlar malesef. Sonuçta bu anı

yaşamaktan kaçamayacağım bir gerçekti. Yüreğim parçalansa da, dilim kelimelerden kaçsa da

durumu açıkladım anne ve babaya. Bir anda ortalık karıştı. Anne çılgınlar gibi kendini sağa sola

savuruyor, baba kafası iki elinin arasında bir köşede çökmüş kalkamıyor. Ailenin diğer fertleri

olayın şaşkınlığını atmaya çalışırken hıçkırıklar, çığlıklar tüm acil servisin içinde çınlayarak

büyüyor. Bu anlar biz çalışanların sessizliğe büründüğü, bir yandan sakinleştirilmesi gereken hasta

yakınlarına müdahalenin gerektiği, bir yandan da acile başvuran diğer hastalarla da ilgilenmenin

zorunlu olduğu saniyelerin, dakikaların , saatlerin geçmek bilmediği zor zamanlardır. İşte bu

sahnelerin canlandığı görüntünün içinde hayatını kaybeden küçük çocuğun amcası dikkatimi çekti.

Amca donuk bir ifadeyle ve duygusunu yansıtamadığı bir halde sakin adımlarla acil servisin içinde

dolanıp duruyordu. Rengi öyle soluktu ki gözümü ondan ayıramıyordum. Periyodik olarak yanına

yaklaşıp “iyi olup olmadığını” soruyor, tansiyonunu ölçmek, kalp grafisini çekmek istediğimi,

kendisini hiç iyi görmediğimi söylüyordum. Ama her defasında beni kendinden uzaklaştırıp bir

sorunu olmadığını dile getiriyordu. İçim hiç rahat değildi. Sonuçta zaman kısa sürede de olsa

toparlanmayı gerektirdiğinden tüm aile fertleri acı gerçeği kabullenerek acil servisten ayrıldı. Bu tip

durumlarda bu dramatik kalabalıkların bizlerde yarattığı yorgunluk ve ruhsal çöküntüden bir nebze

olsun kurtulmak amacıyla dinlenme odamıza çekildik. Bir yandan çay-kahvelerimizi yudumlarken

bir yandan da yaşadıklarımızın muhakemesini yapıyorduk. Olayın üzerinden 2-3 saat geçmişti ki acı

ambulans sesi ile irkildik. Yeni bir maceraya yelken açmaya an kalmıştı. Polikliniğin kapısından

giren sedyede cansız bedeniyle yatan hastayı görünce gözlerim yerinden oynadı. Evettttt….O

peşinden ısrarla koşup da bir türlü muayene masasına yatıramadığım, birkaç saat önce

kaybettiğimiz çocuğun üzgün ve perişan amcası geçirdiği kalp krizi ile karşımdaydı ve artık çok

geçti. Amcası yeğenini öyle seviyordu ki meçhule onu yalnız göndermedi…… Dediğim gibi bu

olay beni öyle etkilemiştir ki hala ara ara düşündüğüm olur. Eksik yaptığım bir şey var mıydı, daha

da ısrarcı olmam gerekiyor muydu? Ama kişi istemediği sürece biz neye ne kadar müdahil

olabiliriz? Biz kişilerin kader çizisinde hangi role sahibiz?

Evet dosttlllaaaarrrrr….. bu hafta biraz güldük çokça hüzünlendik sanırım. Önümüzdeki

haftalarda hangi anılar canlanacak inanın ben de bilmiyorum. Yüzümüzde gülüşler oluşturacak

anıların su yüzüne çıkması dileği ile bu hafta da bana ayrılan süreyi sonlandırıyorum. Sağlıcakla

kalın……::))

DR. BERRİN ALTINÖREN

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

BİLİNCİN KIYAMETİ

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.