a

TURUNCUNUN GİZEMİ

Ama ne olduuu?... Sağlık politikası gereği Türkiye'deki birkaç bölge hastanesigibi kapatılma kararı alındı. Neden mi?... Bolu'da bir Tıp Fakültesi kurulu olmasına rağmen ,hükümet; o zamanlar bir ilçe olan ve neredeyse Bolu'dan hapşurana çok yaşa diyebilecekyakınlıktaki Düzce'de de Tıp fakültesi kurma kararı almış ve yeni bina yapılana kadar benimgüzelim Göğüs Hastalıkları hastanemin binasını fakülteye devretmişti.

Merhaba kendileri ve yürekleri güzel insanlar. Acemi yazılarıma yaptığınız onurlandırıcı

dönüşlerle, bende güzel heyecanlar yaşattınız. Öncelikle hepinize teşekkür ederim. İlk yazımda

gidişata ve yorumlara göre bir yol çizeceğimi ve yazılarımı ona göre belirliyeceğimi söylemiştim.

Bu durumda anılara devam etmem gerektiğini anlıyorum.

Evettt…Düzce Konuralp Göğüs Hastalıkların’daki meslek hatımın başlangıcını ve ilk

tecrübelerimi geçen hafta anlatmıştım hatırlarsanız. Bir pratisyen hekim için branş hastanesinde

çalışmak başlangıçta sıkıcıymış gibi görünebilir. Ben bunun nasıl bir avantaj olduğunu yıllar

geçtikçe yaşayarak fark ettim. Göğüs hastalıkları konusunda uzman üç değerli doktorla meslek

hayatıma başlamıştım. Sayelerinde göğüs hastalıklarının her çeşidi konusunda hasta ile karşılaşma

imkanım oldu ve ordan ayrıldığımda korkusuzca akciğer grafisini tam okuyan, tomografi

yorumlayabilen bir pratisyen olmuştum. Yaklaşık 1.5 yıl, güzel insanlarla beraber çalıştığımız bu

kurumdan ayrılma sebebimiz ise bence çok manidardır. Neden derseniz; o dönem Türkiye’de sayılı

Göğüs Hastalıkları hastanesi vardı ve burası Batı Karadeniz Bölgesi’nin tek dal hastanesiydi.

Özellikle tüberküloz hastaları için olması gerken doğal ve havadar bir ortama sahipti. Geniş

bahçesinde yükselen ağaçlar ve o ağaçların yaydığı oksijenin içinde şifa bulan hastalar. Kusursuz

çizilmiş bir manzaranın içinde yer alan bir binaydı. Genelde ekonomik zorluk içindeki bu hastaların

barınağı gibiydi. Hem beslenerek hem de ilaç tedavilerini düzenli alarak güçlenebilecekleri tek

bölge hastanesiydi. Ama ne olduuu?… Sağlık politikası gereği Türkiye’deki birkaç bölge hastanesi

gibi kapatılma kararı alındı. Neden mi?… Bolu’da bir Tıp Fakültesi kurulu olmasına rağmen ,

hükümet; o zamanlar bir ilçe olan ve neredeyse Bolu’dan hapşurana çok yaşa diyebilecek

yakınlıktaki Düzce’de de Tıp fakültesi kurma kararı almış ve yeni bina yapılana kadar benim

güzelim Göğüs Hastalıkları hastanemin binasını fakülteye devretmişti. Bu durumdan fazlasıyla

etkilenecek yüzlerce hastanın durumuna üzülmüştüm doğrusu. Ama üzülecek bir durum daha vardı;

biz ne olacaktık? “Bundan sonra devlet bizim nerde çalışmamızı isteyecek?” diye

düşünürkeeennnn … Kendimi Düzce Devlet Hastanesi Acil Servis doktoru olarak buldum. Aman

Allah’ım… Bu çok ürkütücü bir görevdi. Neden diye sorduğunuzu duyar gibiyim…Çünkü Düzce

konum itibarı ile bazı insanlar için hayli önemli bir merkezdi . Mafyavari yaşantıların çokca olduğu,

belinde silahla dolaşanların cirit attığı, “aman bana niye yan gözle baktın” diye ortalığı karıştırma

heveslisi grupların bulunduğu bir yer konumundaydı. Bunun yanında o dönemde daha henüz Bolu

dağı tüneli açılmadığı için Bolu Dağı, İstanbul-Ankara arası bağlantının ana merkezi

durumundaydı. Sık sık hatrı sayılır büyüklükte trafik kazaları yaşanırdı. Yani demem o ki….Düzce

Devlet Hastanesi Acil Serviste doktor olarak çalışmak bizler için kabustan öte birşeydi.

Artık yeni bir maceraya yelken açmıştım. Felaket yorucu ve yoğun nöbetler geçiriyorduk.

Yeni arkadaşlıklar kurmaya başlamıştık. Nöbetleri iki doktor, iki-üç hemşire ve personelle birlikte

tutuyorduk. Mafya çatışması benzeri silahlı çatışmaların olmadığı, toplu ölüm ve yaralanmaların

meydana geldiği trafik kazalarına denk gelmediğimiz nöbetlerden, yüzlerce hasta bakmış olsak da

mutlu ayrılıyorduk. Tüm bu negatifliklere rağmen tıpkı Göğüs Hastanesinde çalıştığım dönemde

kazanmış olduğum tecrübelerden daha büyük tecrübeler kazanıyordum. Kalp krizleri, yüksek

tansiyon krizleri, ateşli çocuklar, felçli hastalar, karın ağrıları, trafik kazaları, ateşli silah

yaralanmaları v.s… Kim korkardı ki artık bunlardan. Hiç unutmam bir nöbetimde tam bütün

hastaları bitirmişim bir ohhh çekmek üzere dinlenmeye başlamışım ki acil muayene odasının

kapısından bir adam endişeli gözlerle, başından ayağına turuncu renk almış eşini kolundan tutmuş

içeri girdi. Adamcağız öyle endişeliydi ki baş roldeki, hasta olup da endişe duyması gereken eşi,

şaşkın tavırlarla, kolundan çekiştirilerek içeri sokulmasına bile ses çıkarmıyordu. Gördüğüm

manzara inanılır gibi değildi. Evet karşımda turuncu bir kadın duruyordu. Bakalım bu bulmacayı

nasıl çözecektim?

Muayenenin ABC’si ile başladım işe. Şikayet belliydi: Hastanın havuca benzer rengi…

Hikayede , özgeçmişte bir özellik yoktu. Hastaya kullandığı bir ilaç olup olmadığını sorarken

cildindeki turuncu rengin ne kadar tanıdık olduğunu düşünmeden edemiyordum. Ben bu rengi

nerden hatırlıyorum diye düşünürken beynimde bir şimşek çaktı ve o can alıcı soruyu patlattım:

“Evde tüberküloz tedavisi alan kimse var mı?” Adamcağız bu soruma hayli şaşırarak şu cevabı

verdi: “Evet doktor hanım, ben tüberküloz hatasıyım ve tedavi görüyorum “ dedi. Benim için

problem çözülmeye başlamıştı. Hastaya eşinin tüberküloz ilaçlarından içip içmediğini sorduğumda ,

korkulu gözlerle “Hayır, içmedim” cevabını verdi. Ama ben konuyu kurcalamam gerektiğinin

farkındaydım, çünkü bu cilt rengi tüberküloz tedavisinde kullanılan Rifampisin adlı ilacın, kullanım

sırasında idrarı boyadığı rengin aynısıydı. Cildi bu kadar boyayacak boyutta ancak suisit (intihar)

amaçlı içilirse sonuçlanırdı. Bildiğiniz polisiye bir hikayenin baş kahramanları olmuştuk.

Ben bir yandan kocasının ihtimali bile kabullenmez bakışları eşliğinde hastayı sorularımla,

şüphelerimle sıkıştırmaya devam ediyordum, diğer yandan hastamız inatla inkar ediyordu. Bu arada

mide bulantısı da başlayan hasta polikliniğin ortasına kusunca tüm gerçek ortaya çıktı. Çünkü

kapsüller halinde olan rifampisine ait ilaçların kapsüllerinin bazıları midesinde erimeye fırsat

bulamadan kusmayla beraber ortalığa saçılmıştı. O saatten sonra hastanın artık kaçacak bir alanı

olmadığından tüm gerçekler çorap söküğü gibi ortaya serilmeye başladı. Eşine kızan hastamız

intihar amaçlı kocasının ilaçlarını içmiş ancak alacağı rengin kendisini elevereceğini bilememişti.

Sonrasında ben bulmacayı çözmüş olmanın rahatlığı ile acil yapmam gereken müdahalelerime

başladım. Ancak o ana kadar sevgi ve endişe ile eşinin gözünün içine bakan adamın, eşine karşı bir

anda değişen duygu durumunu, öfkesini zaptetmek hayli zor oldu.

Daha önce dediğim gibi çalıştığım yerlerin bana kazandırdığı tecrübelerin meyvesini almaya

başlamıştım. Göğüs Hastanesinde çalışmamış olsam belki de “bugün çok mu havuç yedi” diye

düşünebileceğim bir hastayı daha kısa zamanda çözemiyecek ve erken müdahalemi

yapamayacaktım. Kendimi bu tecrübeden dolayı hayli şanslı hissettim. Buna rağmen acil servis

tecrübelerimin de ileri de bana çoookkkk yardımcı olacağının henüz farkında değildim…

Bu hafta da bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Haftaya ek talepleriniz olmadığı taktirde acil

hikayelerimle devam ederiz. Sağlıcakla kalın…..::))

DR. BERRİN ALTINÖREN

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

MASKELİ BALO

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.