Yazı Detayı
14 Ekim 2017 - Cumartesi 17:54
 
BALKAN TÜRKLERİ MÜLTECİ Mİ?
 
 

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre mülteci, sığınmacı manasına geliyor.  Daha geniş manası ile bir başka yere ya da ülkeye sığınan kimse.  Peki vatanının bir köşesinden başka bir köşesine göç eden kimse mülteci sayılır mı? Örneğin Samsun’dan İstanbul’a göç etmiş kişileri mülteci olarak mı adlandırıyoruz? Sırf şu örnekten dahi yola çıksak yazının devamı için gerek kalmıyor ama konunun biraz daha üstünde duralım isterim.

 

Bazı kişiler Türk vatanın sınırlarını dünyanın başlangıcından beri bugün ki ile aynı sanırlar. Ve daha da kötüsü bu sınırlar içindeki illerde doğmamış olanları da Türk’ten saymazlar. Oysaki Türk milleti binlerce yıllık tarih sürecinde Tanrı dağlarından , Viyana’ya kadar geniş bir toprak dilimini yurt edinmiştir. Ve halen de buralarda ikamet etmektedir.

 

Konuya Balkanlar özelinde bakacak olursak Türkleri ilk olarak Avrupa Hun İmparatorluğu dahilinde bu topraklarda görürüz. Hun devletinin çökmesi ile ardılları kendini coğrafyada  göstermeye devam eder. Örneğin , Atilla Han’ın torunlarından Han Asparuh bugün Bulgaristan olarak adlandırılan coğrafyada ilk Bulgar devletini kurar. Ve bu devlet hem yöneticileri , hem de halkı ile Türklerden meydana gelmiştir. Daha sonrasında ise Kuman ve Kıpçak Türkleri yoğun olarak Balkan coğrafyasında yerini alır. Bunlara paralel olarak  11.yy’da Tuğrul ve Çağrı beyler tarafından Büyük Selçuklu Devleti meydana getirilmiş ve Anadolu topraklarının fethine yol açacak süreç başlamıştır. Sultan Alparslan önderliğinde  1071 yılında kazanılan Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu tam manası ile Türk yurt olmuştur.  Selçuklu döneminde  -az da olsa-  bir Türk nüfusu Anadolu’dan Balkanlar’a göç etmiştir. Bunlardan en bilineni Sarı Saltuk önderliğinde yapılmış olanı. Ancak Osmanlı beyliğinin kurulması sonrası ilk olarak Süleyman Gazi önderliğinde 1337-1338 senelerinde Rumeli’ye geçilmiş ve bundan sonra devam eden fetihler ile bahsi geçen coğrafya da Türk yurduna dahil olmuştur.  

 

Fetih dönemlerine bakarsak konu biraz daha netleşir: Örneğin bugün Türkiye sınırlarına dahil olmayan Batı Trakya’daki Gümülcine, İskeçe, Drama, Kavala ve Serez şehirleri  1363-1374 yılları arasında fetih edilmiştir. Oysa şehzadeler şehri  olarak anılan Manisa’nın Osmanlı devletine katıl senesi 1392’dir. Trabzon 1479 yılında fetih edildi… Bunlar gibi daha nice örnek sayabilirim. Tüm bunlardan yola çıkarsak tarihçilerin Osmanlı’nın  Rumeli toprakları üzerinde  şekillendiği tezi doğruluğunu göstermiş oluyor. Bu, Anadolu topraklarında Osmanlı’dan önce Türk nüfusu yoktu manasına gelmez. Bir çok farklı Türk beyliği egemenliği altında büyük bir Türk nüfusu bu topraklarda yaşıyordu. Ve beylik adları , yaşadıkları coğrafik alanlar farklı olsa dahi hepsi tek bir Türk töresi ve Türk dilinde birleşiyorlardı. Osmanlı devletinin elde ettiği başarılar sayesinde küçük beyliklerin egemenliği sona ermiş ve merkezi bir Türk devleti altında buluşulmuş oldu.  Ancak Anadolu’da beylikler sayesinde gelişmiş olan idari yönetim ve nüfus yoğunluğu Rumeli’de yoktu. Bu yüzden göçler başladı. Bunlar gelişi güzel değil , belli bir sisteme ve ihtiyaca göre meydana geliyordu. Yapılmış olan iskanlar sonrası Balkanlar’da bir çok Türk yerleşim merkezi meydana geldi. Ve daha önce kurulmuş olanlarda canlandı. Bu sayede bahsi geçen coğrafya hem yeni bir kimlik ile tekrar ayağa kalkarken burada varlığını sürdüren bazı halklar ( Bulgarlar , Rumlar , Sırplar, Hırvatlar…) yok olmaktan kurtuldular. Kendi tarihçilerinin belirtiği üzere Türk devletinin onlara tanıdığı geniş sosyal haklar ile günümüze kadar geldiler. Eğer Balkan coğrafyasının Türkler tarafından fetihi gerçekleşmiş olmasaydı bugün diğer büyük devletler tarafından yok edilecekleri , ya da asimile edilecekleri konusunda bir çokları hem fikir.

 

Tarihimizde 93 Harbi olarak da geçen Osman-Rus savaşına (1877-78) kadar Balkanlar’da Türk egemenliği ve Türk nüfusu artık tamamen oturmuştu. Öyle ki bölge yabancı kaynaklarda “Türkiye” olarak adlandırılıyordu. Ancak bu savaş sonrası imzalanan Berlin anlaşması sonucu Sırbistan, Karadağ ve Romanya , Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Daha da kötüsü bu savaşta 300bin kadar Türk ölmüş/çoğunluğu katledilmiş, 1,5milyonu’da Anadolu’daki şehirlere göç etmiştir. Devamında gelişen savaşlar ile birlikte Balkanlardaki son yurtlarımız da ( Bulgaristan , Yunanistan , Makedonya , Bosna , Arnavutluk ) elden çıkmıştır. Sırf Balkan Harpleri zamanında yarım milyondan fazla Türk’ün katledildiğini söylersek ortadaki vahim durum daha net anlaşılır.  Evet genel kanıya katılmamak mümkün değil: toprak değil , bir Vatan kaybedilmiştir.. Yani orası bir yabancı yer ya da gurbet değil , öz yurdumuzdu.  Berlin anlaşması sırasında yaşanan bir olay durumu daha net anlatır:

 

“Bizden Belgrat’ı aldıkları vakit düşman delegeleri Niş’i de istemişti. Osmanlı delegesi o an ayağa kalkarak haykırdı:

 

- Ne hacet, İstanbul’u da size verelim…!”

 

Bu yaşananlardan sonra Balkanlardan göç etmek zorunda kalan insanlarımız , devletimiz tarafından “muhacir” olarak isimlendirildi. Muhacir sıfatı ile ilk kez “Dinleri ve inançları uğruna, Mekke’den Medine ye göç eden Müslümanlar” tanımı ile tanıştık. Peygamber efendimizin Mekke’den Medine’ye göç etmiş olması muhacirlik tanımımızın en net örneğidir. Medine’ye yapılan muhaceret örneğinden de göreceğimiz üzere burada bir mültecilik, ya da sığınmacılık örneği yoktur. Davet vardır. Özleyiş vardır. Ortak inanç yaşama isteği vardır. Mültecilik durumunda ise bir ortak bir geçmiş ya da paydadan söz edilemez. Çoğunlukla yaşanan bir katliam vb. sonrası ani ve tercihsiz olarak yapılır. Bu yüzden de  eski topraklarındaki bir şehirden halen Türk yönetimindeki başka bir şehire göç etmek zorunda kalan Türkler için muhacir sıfatı uygun görülmüştür. Mülteci değil.

 

Bahsini ettiğimiz bu konu neredeyse bir asırdır anlatılıyor. Ve ne kadar istemesek de sanırım da anlatmaya devam edeceğiz.  Bunun nedeni kendi şahsi durumumuz değil , Türk milletinin zihnine vurulmak istenen sınırları aşma çabamızdır. Ömer Seyfettin’in aşağıdaki sözü sanırım son söz için yeterli olacaktır:

 

"BİR MİLLETİN TABİİ HUDUTLARI DAĞLAR VE IRMAKLAR DEĞİLDİR. İSTİNAD ETTİĞİ MİLLİYETİN LİSANI VE DİNİ SINIRLARIDIR."

 

 
Etiketler: BALKAN, TÜRKLERİ, MÜLTECİ, Mİ?,
Yorumlar
Haber Yazılımı