Yazı Detayı
09 Mayıs 2019 - Perşembe 17:06
 
DİKKAT-DUYU-BÜTÜNLEME
ZEYNEP ENDER
[email protected]
 
 

Günlük yaşamın ve akademik becerilerin en temelinde yer alan “dikkat” sözcüğünün kelime anlamına bakıldığında “Bütün duygu ve düşünce gücünü tek bir nokta, bir konu üzerinde yoğunlaştırma” olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki, tüm duygu ve düşünce gücümüzü tek bir noktada yoğunlaştırmak neden zaman zaman bu kadar zor olmakta? Bu sorunun yanıtını verebilmek için gelin temele inerek önce duygu ve düşüncelerimizi etkileyen durumları inceleyelim. Anne-baba tutumu; daha önce yaşanan olaylar sonucu elde edilen deneyimler; fiziksel, kültürel, sosyal çevre gibi birçok durum duygu ve düşünce kapasitesini ve biçimini etkiler. Tüm bu etmenlerden biri ve aslında çok önemli bir parçası da duyulardır. Duyular, vücut ve çevredeki uyaranları; çeşitli işlevleri yürütebilmek için vücudun ve beynin çeşitli yerlerinde bulunan alıcılar tarafından alır ve işler. Bu sayede vücudumuzun, hareketlerimizin, kendimizin farkında olur ve çevremizle anlamlı fiziksel ve sosyal ilişkiler kurabiliriz. Bu süreç mütemadiyen, durmaksızın devam eder. Tüm bu bahsi geçen uyarıcıların duyu organları tarafından alınıp beyne iletilmesi, orada algılanması ve buna yönelik uygun bir cevap oluşturulması süreci duyusal işlemleme sürecidir. Bu süreci parçalara ayıracak olursak; uyaranların duyu organları aracılığıyla alınıp beynin çeşitli merkezlerine iletilmesi duyusal süreç, bu bilgilerin çeşitli merkezlerde organize edilip anlamlı hale getirilmesi ise algısal süreçtir.

Davranışlarımız en temel açıdan bakıldığında “amaca yönelik” olarak nitelendirilebilir ve sözünü ettiğimiz “anlamlı cevap” yani davranışı açığa çıkarırken iç (vücudumuz) ve dış dünyamızdan (çevremiz) aldığımız uyaranlara ve bunları organize edebilmeye ihtiyacımız vardır. Bu nedenle duyusal sistemimiz yani tüm bu duyu ve algı süreci duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız, öğrenme paternimiz ve günlük yaşam becerilerimiz için temel oluşturmaktadır.

Duyu ve algı süreci ile ilgilenen sinir sistemimizdeki merkezler, aldıkları çeşitli uyaranları algıya dönüştürürken iki metod kullanılır. Bunlardan biri, aldığımız uyaranların hangilerinin bilinçli olarak farkına varacağımız yani aldığımız hangi duyusal uyarıları algıya dönüştüreceğimizdir ve biz bu bilgi sayesinde gerekli uyaranı seçip amaca yönelik kullanabiliriz.

Örneğin, sınıfta öğretmenini dinleyen bir çocuğu düşünelim. Sınıftaki duyusal uyarıcıları incelersek işitsel olarak öğretmenin sesi, defter-kitap sayfalarının çevrilme sesi, dışarıdaki arabaların sesi, belki bir ambulansın sireni, dışarıda oyun oynayan çocukların gürültüsü olabilir. Görsel olarak, sınıftaki diğer çocuklar, dolap, pencerelerden görünen manzara, duvarda asılı resim ve posterler, öğretmenin fiziksel görüntüsü, tahtaya yazılanlar gibi birçok örnek verebiliriz. Vücut farkındalığı (propriosepsiyon) alanındaki duyusal uyarıcılar elimizin-kolumuzun pozisyonu, oturma şeklimiz, oturduğumuz sıranın oturma, dayanma yerleri şeklinde örneklenebilir. Denge-Hareket duyusu olarak Türkçeleştirebileceğimiz vestibüler alıcılar için mevcut bulunan uyarıcılar olarak yerçekimine karşı yaptığımız hareketleri, oturma pozisyonumuzu, baş hareketlerimizle örneğin başımızı çevirdiğimizde aldığımız duyusal girdileri sayabiliriz. Tüm bu sayılan uyarıcılar duyu sürecini oluşturur ve tümü merkezi sinir sistemimize iletilir.

Bahsettiğim metodların diğeri ise gereksiz olan tüm duyusal girdileri filtreleyebilme becerisidir. İyi işleyen bir duyu-algı sistemi bu noktada bir filtre gibi çalışır. Günlük yaşantımızda hiç durmaksızın, uyduğumuz süreler de dahil olmak üzere, bir bombardımana maruz kalırız. Ancak sinir sistemimiz, o an uğraştığımız işle ilgili olmayan, o iş için işimize yaramayacak tüm uyaranları ihmal etme becerisine sahiptir. Bu beceriye duyu modülasyonu denir. Az önceki örneğimize dönecek olursak dersine odaklanmış, öğretmenini dinleyen bir öğrenci; anlık değişimleri hesaba katmazsak (örneğin bir anda yan taraftan silgi isteyen bir arkadaş), öğretmenin sesi, beden hareketleri ve tahtaya yazılanlar hariç tüm uyaranları filtreleme becerisine sahiptir. Aslında dikkat dediğimiz şeyden tam olarak bu noktada söz edilebilir. Gerekli uyaranları kullanıp gereksiz olanları filtreleyerek ve mevcut bilişsel, duygusal vb kapasitelerimizi kullanarak bir işle meşgul olmak, ona odaklanmak dikkatin ta kendisidir ve iyi işleyen bir duyusal sisteme sahip değilsek aslında dikkati odaklamak pek de mümkün olmayacaktır.

Öyleyse, dikkat dağınıklığı tanısı almış ya da dikkat ve konsantrasyon gerektiren işlerde zorlanan çocuğumuzun duyusal filtreleme, duyuları algılara dönüştürme sistemi mutlaka incelenmeli ve bu noktada gerekli yaklaşımları belirleyerek uygun davranış üretme, duyusal uyaranları dolayısıyla kendine ve dünyaya ilişkin bilgileri alma, algılama ve düzenleme konusunda desteklenmelidir.

 
Etiketler: DİKKAT-DUYU-BÜTÜNLEME,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı