Kent16 Haber | Bursa Haberleri ve Son Dakika
Ana Sayfa Dünya MHP Lideri Bahçeli: Türkiye'nin Sabrı Sınanmamalı
kent16
MHP Lideri Bahçeli: Türkiye'nin Sabrı Sınanmamalı
Dünya

MHP Lideri Bahçeli: Türkiye'nin Sabrı Sınanmamalı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'e uluslararası yaptırımlar uygulanması gerektiğini vurguladı. Bahçeli, Türkiye'nin sabrının sınanmaması gerektiğini ifade etti.

 Dünya  21.08.2026 12:32  KENT16 Editör  8 DK OKUMA
K16Kent16 Haber Merkezi · Dünya kategorisinden güncel haber

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'e uluslararası yaptırım uygulanması ve BM üyeliğinin askıya alınması çağrısı yaptı. Bahçeli, "Türkiye'yi kışkırtmaktan, Türkiye'nin sabrını sınamaktan vazgeçilmelidir" ifadelerini kullandı. Bahçeli'nin açıklaması şu şekilde: "Bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden saldırgan politikaları karşısında İsrail'in uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesi, ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir.

18 Ağustos 2026 tarihinde İdlib şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne Suriye'nin altyapısı ve yeteneklerini hedef alan, toprak bütünlüğü ve birliğini ihlal eden İsrail saldırısı, devletlerin egemenlik haklarına, toprak bütünlüğüne ve uluslararası hukuka aykırı küstah tavrının yeni bir göstergesi olmuştur. İster tarihi yayılmacılığının ve hukuk tanımazlığının tezahürü, isterse de yaklaşan seçimlere dönük bir girişim olsun; yapılan hukuka, barışa ve bölgesel huzura yönelik kabul edilemez bir saldırıdır.

Türkiye karşıtlığını her geçen gün daha da tırmandırırken uluslararası desteğini ve meşruiyetini giderek kaybeden İsrail yönetimine çağrımız nettir. Türkiye'yi kışkırtmaktan, Türkiye'nin sabrını sınamaktan, ülkemizin millî güvenlik alanlarına dolaylı veya doğrudan müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden ve Türkiye karşıtı çevreleri cesaretlendiren söylemlerden vazgeçilmelidir. Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir.

Bununla birlikte, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, egemenlik haklarının ihlal edilmesine seyirci kalacak veya millî güvenliğini başkalarının insafına bırakacak bir ülke hiç değildir. İsrail'in Suriye sahasında Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla kesişen hamleleri, Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışlamaya dönük arayışları ve bölgesel parçalanmayı teşvik eden yaklaşımları dikkatle takip edilmektedir. İsrail yönetiminin, Türkiye'nin barış ve istikrar üretme kapasitesini kendisine yönelik bir tehdit gibi algılaması vahim bir stratejik hatadır.

Türkiye'nin amacı İsrail dâhil hiçbir ülkeyle savaşmak değildir. Ancak hiç kimse Türkiye'nin barış iradesini zafiyet, itidalini acziyet, diplomasiyi önceleyen yaklaşımını caydırıcılıktan yoksunluk olarak yorumlama hatasına da düşmemelidir. Türkiye, Terörsüz Türkiye hedefiyle iç cephesini tahkim ederken, komşularının istikrarını kendi güvenliğinin ayrılmaz bir parçası saymakta; diplomasi, arabuluculuk, ekonomik iş birliği, insani yardım ve bölgesel sahiplenme üzerinden barış üretmeye çalışmaktadır.

İsrail yönetimi ise Gazze'den Lübnan'a, Suriye'den İran'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kriz, çatışma ve insani yıkımla anılmaktadır. Terörsüz Türkiye'de alınan mesafe, terörsüz bölge yolunda yaşanan olumlu gelişmeler kaos ve çatışma ikliminden beslenen İsrail'in dengelerini sarsmış, larını bozmuştur. İsrail yönetiminin izlediği saldırgan ve yayılmacı siyaset, bütün bölgenin geleceğini tehdit eden başlıca güvenlik sorunlarından birine dönüşmüştür.

Son yıllarda Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler; insan hakları ihlallerinin zirve yaptığı ve uluslararası hukukun giderek daha fazla aşındığı, siyonist yayılmacılığın endişeleri artırdığı bir süreci ifade etmektedir. İsrail hükümetinin işgal politikalarını genişleten teolojik sapkınlığı, sivilleri hedef alan hukuka aykırı askeri operasyonları ve Türkiye'ye dönük tehditkâr açıklamaları, bölgesel barış ve güvenlik açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Bu süreçte Netanyahu'nun dini kimliği ve Yahudiliği siyasi hedefler doğrultusunda araçsallaştıran söylemleri de, hem dinin evrensel ahlaki değerlerine hem de Yahudi toplumunun tamamına mal edilemeyecek, siyasi tercihlerin dinle özdeşleştirilmesi riskini beraberinde getirmiştir. İsrail, mevcut yönetim eliyle yalnızca bölge için değil, bütün insanlık için bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Bu yönüyle İsrail'in bölgede telafisi imkânsız sonuçlar doğuracak saldırganlıklardan vaz geçmesi ve hukuk zeminine çekilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Komşularıyla iyi ilişkiler geliştiren, diplomasiyi etkin şekilde kullanan, bölgesinde barış ve istikrar kaynağı haline gelen Türkiye'nin, İsrail'in ortaya çıkardığı bu vahim tablo karşısındaki tu açıktır. Türkiye, her zaman olduğu gibi savaşın değil barışın, işgalin değil egemenliğin, parçalanmanın değil toprak bütünlüğünün, hukuksuzluğun değil uluslararası hukukun tarafında yer almaktadır. Türkiye'nin yürüttüğü akılcı ve insani dış politikanın esası; barış, kardeşlik ve adalet zemininde bölgemizde huzur ve istikrarı kalıcı hâle getirmek, Türkiye'nin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korurken komşularımızın da egemenlik ve güvenliğine saygı gösterilen bir "huzur kuşağı" oluşturmaktır.

Türkiye'nin güçlenmesinden, terörden arınmasından, komşularıyla normalleşmesinden ve bölgesinde istikrar üretmesinden rahatsız olan hiçbir hesabın başarı şansı olmayacaktır. İsrail yönetimi bilmelidir ki Suriye sahasını sürekli genişleyen bir askerî müdahale alanına dönüştürmek, bölgesel güvenliği sağlamayacak; aksine İsrail'in çevresindeki istikrarsızlık ve husumet çemberini daha da genişletecektir. İsrail, Suriye üzerinden Türkiye'nin güvenlik hassasiyetlerini sınamaktan ve bölgemizi yeni gerilimlere sürükleyecek provokatif adımlar atmaktan vazgeçmelidir.

Suriye'nin etnik, dinî veya mezhepsel fay hatları üzerinden parçalanmasını hedefleyen her girişimin, Suriye ile birlikte bütün bölgeye istikrarsızlık getireceği unutulmamalıdır. Suriye topraklarında kalıcı işgal alanları oluşturulması, fiilî sınırların değiştirilmesi, tampon bölgelerin genişletilmesi veya herhangi bir etnik ve mezhebî unsurun jeopolitik amaçlarla araçsallaştırılması, Türkiye açısından kabul edilemezdir. Suriye'de güçlü, egemen, bütünlüğünü koruyan ve kendi vatandaşlarıyla sağlam bir hukuk ilişkisi kuran bir devlet yapısı tüm bölge ülkelerinin hayrına olacaktır.

Gelinen noktada Netanyahu yönetiminin tasfiyesi önem arz etse de İsrail'de yeni Netanyahular yaratacak yapısal ve politik iklimin ortadan kaldırılması esas olmalıdır. Bu amaçla yumuşak ve sert güç unsurlarının akıllı güce dönüştürülmesi; başta bölge ülkeleri olmak üzere uluslararası örgütlerin ve diğer devletlerin insanlık düşmanı politikaların kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması için çaba harcaması gerekmektedir. Bu doğrultuda uluslararası yaptırım sürecinin başlatılması; başta silah olmak üzere insanî ihtiyaçlar dışında ekonomik yaptırım kararlarının hayata geçirilmesi, İsrail'in BM üyeliğinin askıya alınması, teolojik sapkınlıklarının devlet kurumsallığından temizlenmesi için dünya Museviliğinin görev üstlenmesi, ayrıca barış yanlısı sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi ve güçlendirilmesi, bu amaçla dünya Yahudiliği ve diasporası ile birlikte siyasî, ticarî ve dinî grupların göreve çağırılması bölgesel barış için önemli bir işlev görecektir.

Diğer yandan istikrarsızlığı besleyen başta ABD olmak üzere büyük güçlerin İsrail'e koşulsuz desteği son bulmalıdır. Netanyahu haydutluğuna karşı uluslararası siyasette ortak bir dil ve söylem inşa edilmelidir. Bölge devletlerinin neredeyse tamamı İsrail'i hayatî bir ulusal güvenlik sorunu olarak görürken, İsrail'in kendini güvende hissetmesinin mümkün olmayacağı unutulmamalıdır.

İsrail'in Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında sürdürdüğü askerî faaliyetler, Suriye ve Lübnan'a yönelik müdahaleleri, İran'la yaşanan çatışma süreci, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs eksenindeki gelişmeler ve bölgesel aktörlerin etnik, dinî ve mezhepsel fay hatları üzerinden yeniden şekillendirilmesi, daha geniş bir jeopolitik ve güvenlik denklemine işaret etmektedir. Orta Doğu'da yaşanan mevcut krizlerin Filistin meselesiyle sınırlı, dönemsel veya iki taraflı bir çatışma olarak ele alınamayacağı açıktır.

Bu nedenle İsrail'in mevcut politika setinin sonuçları, Filistin halkının maruz kaldığı ağır insani kayıplar yanında; bölgesel devletlerin egemenliği, uluslararası hukukun işlerliği, enerji ve ticaret güvenliği, küresel güç dengeleri ve Türkiye'nin millî güvenliği bakımından da değerlendirilmelidir. Bu doğrultuda İsrail'in güvenlik üretme iddiasıyla uyguladığı politikalar, uzun vadede güvenlikten ziyade istikrarsızlık, meşruiyet kaybı ve yeni çatışma alanları üretmektedir.

Filistin meselesinin çözümü ise bu bölgesel güvenlik mimarisinin merkezinde bulunmaktadır. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti'nin kurulması ve iki devletli çözümün uluslararası toplum tarafından güçlü biçimde desteklenmesi, yalnızca Filistin halkının siyasî geleceği açısından değil; Suriye, Lübnan ve Ürdün başta olmak üzere bölgedeki devletlerin normalleşmesi ve yeniden kurumsallaşması açısından da önem taşımaktadır.

Paylaş WhatsApp
Okur katkıları
Habere yorum yaz
Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.
Kişisel saldırı, hakaret ve spam içeren yorumlar yayınlanmaz.
Bu habere ilk yorumu siz yazabilirsiniz.
Benzer Haberler