Kent16 Haber | Bursa Haberleri ve Son Dakika
Köşe Yazısı

Bizi Siyasetin İçine İten Şey Ne?

Bizi Siyasetin İçine İten Şey Ne?

İnsan bazen siyasete girmek için değil, siyasetten uzak durmak için kendine söz verir.

Ben de uzun yıllar böyle yaptım.

Ortaokul ve lise yıllarımı Orhaneli İmam Hatip Lisesi'nde geçirdim. O yıllarda Türkiye'nin en ağır siyasi atmosferlerinden birine şahit olduk.

28 Şubat'ın çocuklarıydık.

Kız arkadaşlarımızın başörtüleriyle okula alınmadığı, annelerin evlatlarının yemin törenlerine katılamadığı günleri gördük. Katsayı uygulamasıyla imam hatiplerin ve meslek liselerinin üniversiteye giden yollarının daraltıldığı bir dönemdi.

Bunlara ekonomik sıkıntıların ve yolsuzluk tartışmalarının eşlik ettiği, devlet yönetimi ile toplum arasındaki mesafenin açıldığı bir Türkiye vardı.

Biz henüz gençtik.

Genç  belki de çocuk gözümüzle bile bir şeyi görebiliyorduk:

Siyaset, insanların hayatını doğrudan değiştiriyordu.

O gün kendime bir söz verdim:

"Önce üniversiteyi bitireceğim. Sonra siyasetin içinde olacağım."

Çünkü ülkenin geleceğine yön veren bir kurumdan uzak durarak ülkenin geleceğine katkı sunulamayacağını düşünüyordum.

Sonra 2002 geldi.

Bizi anladığına, toplumun duygularına tercüman olduğuna inandığımız bir siyasi hareket iktidara geldi.

Biz de "Artık bize ihtiyaç yok, memleketin ihtiyacı olan değişim başladı. Biz işimize bakalım." dedik.

Siyasete girmedik.

Üniversitemizi okuduk, mesleğimizi yaptık.

İktidarın ilk yıllarında memleket adına yapılan güzel işlerin hakkını da teslim etmek gerekir. Bunun için müteşekkiriz.

Fakat zaman içerisinde bir şeylerin değiştiğini hissetmeye başladık.

Sanki çıktığı yolun tersine doğru koşan bir hükümet vardı karşımızda.

Tanıdıklarımızla, çevremizle, gençlik heyecanıyla dilimiz döndüğünce tavsiyelerde bulunmaya çalıştık.

"Bu böyle olmamalı."

"Toplumdan uzaklaşılmamalı."

"Milletin sesine kulak verilmeli."

Fakat bir süre sonra söylediklerimizin karşılık bulduğu bir zemin olmadığını gördük.

İşte o noktada lise yıllarında verdiğim söz yeniden aklıma geldi.

Memleketin gidişatından rahatsızsanız, sadece kenarda durup konuşamazsınız.

Bir mesuliyet almak gerekir.

Biz de kendimizi siyaset sahnesine dahil olan İYİ Parti'nin içerisinde bulduk.

Ülkenin bir girdabın içerisine girdiğini ve hızla aşağıya çekildiğini düşünüyorduk. "Acaba bu girdaptan ülkeyi çıkarabilecek ekibin içerisinde biz de olabilir miyiz?" diye yola çıktık.

Bu düşünce bizi parti içerisinde farklı görevlerden milletvekili adaylığına kadar götürdü.

Fakat her siyasi yolculuk, insanı ülkeyle olduğu kadar kendisiyle de yüzleştiriyor.

Maalesef o süreçte hem partimiz hem de biz bazı şeyleri doğru yönetemedik.

Umut olmak için çıktığımız yolun bir noktasında, insanların umutlarını kıran bir atmosferin içerisinde bulduk kendimizi.

Bu bizim yapımıza uygun değildi.

Sessizce kenara çekildik.

Ta ki Yavuz Ağıralioğlu'nun yeni bir siyasi hareket başlatmasına kadar...

Dostlarımızın tavsiyesiyle yeniden bir kararın eşiğinde bulduk kendimizi ve bugün Anahtar Parti'nin içerisindeyiz.

Peki neden?

Çünkü bugün Türkiye'ye baktığımda lise yıllarımdaki Türkiye'ye benzeyen bazı şeyleri yeniden görüyorum.

Ekonomik sıkıntılar...

Toplumdan uzaklaşan siyaset...

Milletin gündemiyle siyaset kurumunun gündemi arasındaki mesafenin açılması...

İnsanların geleceğe dair kaygıları...

Ve bütün bunların karşısında aynı soru:

"Ben ne yapabilirim?"

İşte bizi yine siyasetin içerisine iten şey tam olarak budur.

Mesuliyet duygusu.

Bu kadar ağır şartların yaşandığı bir Türkiye'de, Anadolu'nun hissiyatını bilen, ailesiyle, yaşantısıyla ve hitabetiyle toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulan bir lidere sahip olan Anahtar Parti'nin daha hızlı daha ivmeli büyümesi gerekir. Sanki biraz bu beklentinin gerisindeyiz. 

Memleketin içinde bulunduğu ahval ve şerait, tarihin üzerimize yüklediği mesuliyet gereği, teşkilatlarılımızın daha profesyonel daha organize daha ekip ruhlu daha toparlayıcı daha katılımcı daha merkeze giden daha farklı kesimlere açılan siyasete ihtiyacı var. 

Çünkü bu memleketin bize ve Anahtar Parti'ye ihtiyacı var. 

Bence siyasetin asıl muhasebesi burada başlıyor.

Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı sadece yeni bir siyasi parti değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı; millete yeniden umut verecek, o umudu güven, liyakat, adalet ve üretimle taşıyacak bir siyasi anlayıştır.

Biz bugün siyasetin içerisindeysek, bunun sebebi geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıkları değil sadece.

Asıl sebep, hâlâ değişebileceğine inanmamızdır.

Çünkü insanın memleketine dair umudu bitmedikçe, mesuliyeti de bitmez.

Ve belki de yıllar önce Orhaneli'de bir lise sırasındaki gencin kendisine verdiği söz hâlâ geçerlidir:

"Bu ülkenin geleceğine sadece seyirci kalmayacağım."