ÜRETEN KAYBEDİYOR MU ?
Bu ülkede en çok konuşulan şey üretim…
En az kıymet verilen şey yine üretim.
Bir el tezgâh başında, bir el hesapta…
Bir göz makinede, bir göz faturada…
Ve herkes aynı soruyu içinden geçiriyor:
“Biz üretiyoruz da… neden yerimizde sayıyoruz?”
Bugün üretmek; sadece ekonomi değil…
Bir inat meselesi oldu.
Bir direnç…
Bir sabır sınavı…
Fakat sabır tek başına yetmiyor.
Enerji yükseliyor, maliyet büyüyor, döviz baskı kuruyor…
Ama üretici hâlâ ayakta kalmaya çalışıyor.
Soru basit değil, ağır:
Bu yükle kim rekabet edecek?
Dünya hızlanıyor…
Biz hesap yapıyoruz.
Dünya büyüyor…
Biz ayakta kalmaya çalışıyoruz.
Ve acı gerçek şu:
Üreten kazanamıyor…
Kazanan çoğu zaman üretmiyor.
Bugün birçok fabrika büyüme planı yapmıyor.
Sadece “yarına çıkabilir miyim?” hesabı yapıyor.
Yatırım değil bu…
Hayatta kalma mücadelesi.
Oysa unutulan bir hakikat var:
Bir ülkenin gücü ekranlarda değil…
Tezgâhın sesindedir.
Çarkın dönüşündedir.
Emeğin alın terindedir.
Üretici düşerse, ekonomi düşmez sadece…
Bir ülkenin omurgası kırılır.
Çünkü üretim; sadece para değildir.
Bağımsızlıktır.
İstihdamdır.
İtibardır.
Bugün asıl soruyu sormak zorundayız:
Bu sistemde üretim mi korunuyor, yoksa üretici mi tükeniyor?
Eğer bu soruyu geçiştirirsek…
Yarın konuşacak üretici değil,
yalnızca ithalat faturası kalır elimizde.
Ve belki de en sert hakikat şudur:
Üretenin yorulduğu bir ülkede…
Herkes kaybetmeye biraz daha yaklaşır.