08 Mayıs 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 24.822.775 kişiye ulaştı.

a Öğle Vakti 13:05
Bursa 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
DOLAR

8,2364$%-0.43

EURO

10,0327%0.22

GRAM ALTIN

484,72%0,49

ÇEYREK ALTIN

7.515,81%0,38

BİST100

1.441,33%0.95

BİTCOİN

479646฿%4.09661

a
BAHAR VAKTI

BAHAR VAKTI

03 Mayıs 2021 Pazartesi

HAYATIN İKİ YÜZÜ

2

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir tarafta geniş ve ferah evlerinde güneş yüzlerine vururken dans ederek eğlenen gençler,
Bir tarafta güneşin dahi girmekte çekindiği rutubetli evlerdeki hüzünlü gözler…
.
Bir tarafta can sıkıntısından ne yapacağını bulamayan ne yiyeceğine, ne giyeceğine karar veremeyenler,
Bir tarafta can sıkıntısından hayatını sonlandıran, yaşamın sonunu göremeyenler…
.
Ülkedeki uçurumun haddi hududu yok.!
Para yetmiyor.
Yetmiyor.
Gezip gördüğümüz için değil.
Yeni açılan restoranda yemek yediğimiz için değil.
Bir gece dahi olsa tatil yaptığımız için değil.
.
Ne yazık ki, sadece karnımızı doyurmaya ve başımızın üzerindeki çatıya hapsolmuş hayatlarımıza para yetmiyor.
.
Hayat eve sığar, diyoruz.
Hayat eve de sığmıyor.
İnsanlar, ölüyor.
Açlıktan ölüyor,
Umutsuzluktan,
Utançtan,
Parasızlıktan ölüyor.
.
Her yerde bir şükür nidası…
.
Açlıktan ölmediğimiz için şükretmemiz gerektiğini söylüyorlar adeta.
“Peygamber” bir hurma ile oruç açardı diye anlatanlar,
Peygamberin ömrü boyunca edindiği servetin bin katını kazanıyor.
.
Şükretmeyi anlatıyorlar, tok karınlarıyla.
“Allah yardım etsin” diyorlar.
Allah yardım etsin…
.
Peki sen, ben ? Soruyor muyuz kendimize, ben nasıl yardımcı olabilirim diye?
.
Trafik lambalarında mendil satan çocuğa 2 lira bozuk para vererek rahatlattığımız vicdanlarımız susuyor mu ?
Susuyor mu, dilenciye sadaka verince vicdanlarımız ?
.
Biz de haklıyız. Kendimizi zor geçindiriyoruz.
.
Buna da şükür deyip geçiyoruz.
.
Şükretmek ile aza tamah etmek arasında bir çizgi var.
Cehalet ile memnuniyet arasında bir bağ var.
.
Fark etmeli, akıllı olmalıyız.
Şükretmemizi söyleyenlerin şükredilecek hayatlar yaşadığının ayırdına varmalıyız.
Bizi, uyutmaya çalıştıklarını anlamalıyız.
.
Açlık, yemek bulunca geçer.
Açlığın çözümü kolay.
Açlıktan ölmek zor.
Böyle giderse bizi, cehalet öldürecek.
Cehalet, ekmek ile su ile, geçmeyecek.
.
Cehaletin çözümü zor.
Bizi, açlık değil, cehalet öldürecek.
.
Biz, yaşamak istiyorsak, akıllı olmalıyız.
Başka yol yok.
Başka bir hayat yok.
.
Bahar.

Devamını Oku

TARİHE HAKSIZLIK

4

BEĞENDİM

ABONE OL

Farkında mısınız dostlar bilmiyorum ama vatan sevmemek moda oldu.
Tıpkı Türkçeyi düzgün kullanmamak gibi.
Tıpkı önemli ve hayati konuşmaların demode olması gibi.

Toplumun gözü önündeki insanlar, böyle insanlardan oluşuyor artık.
Hiçbir alt yapısı olmayan konuşmalarda bulunuluyor rahat rahat. Çoğu kişi bilmediği konularda ahkam kesiyor, fikir beyan ediyor. Fikir beyan etmesinde elbette bir sakınca yok.
Fakat bir işi bilmeden konuşmak, ülkece en sevdiğimiz aktivite haline geldi sanki.
Atatürk’ü, Türk Milli şuurunu, ülkemizin şerefle anılacak tarihini, Öğrenci Andını alay konusu edenler çoğaldı.
Sesleri gür çıkıyor ve konuşmayı çok seviyorlar.
Hiçbir siyasi yahut politik görüşe mensup olmayan biri olarak, tarihe haksızlık edildiğini düşünüyorum.
“Andımız mı, o ne ya?!” diye gülüp geçmelerin, Türkiye’deki büyük tarihçilerin Ermeni soykırımı yoktur, demelerine karşın: “Ermeni soykırımına dair” paylaşımlar yapmanın, cahillikten ve yozlaşmışlıktan başka bir şey olmadığını düşünüyorum ne yazık ki.
Kendi ülkesini haksız yere yermenin “aydın olmak (!)” olduğu başka bir ülke gösterebilir misiniz?
Tarihçi olmadan, tarih konuşmanın, bilim insanı olmadan bilime dair konuşmanın, kendi alanı dışında uzman olmadığı konularda konuşma yapmanın ve işin ehli kimseler yerine bu kendini bilmeden, tarihini bilmeden konuşanların bu kadar çok dinlenildiğini gösterebileceğiniz başka bir ülke var mı?
İşte ülkemizin en büyük sorunu budur.
Kendi tarihini bilmeden yetişmiş kişilerdir.
Kendi alanı olmayan konularda ahkam kesmenin normalleştirilmesidir.
Din adamları, dini konuları konuşmalıdır.
Modaya yön veren kişi, modayı konuşmalıdır. İlişki tavsiyesi vermek onun işi değildir.
Tarihi, tarihi gerçekleri tarihçiler konuşmalıdır. Sosyal medyada daha çok konuşulmak ya da yabancılara sempatik gözükmek için tarihi gerçekler yok sayılmamalıdır.
Elbette hepimizin her konuda fikri olabilir. Fakat sözcüklerimiz bilgiden bağımsız olmamalıdır.
Aksi takdirde aklına her geleni konuşan ve boş konuşan kişiler olmak dışında bir şey olamayız.
En önemli sorunlarımızdan biri de “empati yeteneğimizi” doğru alanlarda kullanamamaktır.
Sınırlarımız olmadan her türlü hadsizliği hoş görmeye çalışıyoruz.
Hoş gördükçe hor görülüyoruz. Farkında değiliz.
Tarihi bir gerçek hakkında fikir mi beyan etmek istiyorsunuz? Öyleyse önce okuyun lütfen. Okuyamıyorsanız dinleyin. Bu toprakların yetiştirmiş olduğu değerli tarihçileri dinleyin. Sonra fikir beyan edin.
Ben tarihi gerçekleri yok sayarak kendi fikrimi beyan etmek istiyorum deyin.
Öğrenci andı ile dalga geçmek mi istiyorsunuz? Bayrak, millet, vatan olguları sizin için bir şey ifade etmiyor mu?
Önce okuyun lütfen. Mesela “Nutuk’u lütfen okuyun. Okuduğunuzda Atatürk’ ün sadece eğitimsiz halk ile değil, kendini aydın sanan eğitimli korkaklar ile nasıl mücadele ettiğini de görmüş olursunuz.
Fikriniz olmadan önce bilginiz olsun lütfen.
Böylelikle ne kendinize ne gerçeğe ne tarihe ihanet etmemiş olursunuz.

Devamını Oku

HER ŞEYİN TERSİNE DÖNDÜĞÜ AN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İçinde büyük bir huzursuzluk var. Yemek yemek istiyorsun ama yediğin yemeğin tadı yok. Hayatının tadı yok. Ruhun sanki mengeneyle sıkıştırılmış.
İçinde yerinde duramayan bir öfke, bedenini geziyor, ağzını arıyor, yol bulabilmek için. Biliyorum.

Bu hissi biliyorum.
Bir çukura düşmek gibi.
Çamura bulanmak gibi.
Kendini temiz ve saf, hissetmiyorsun.
Bu hissi biliyorum.
Halbuki internette yazan her şeyi yaptın. Bitki çayı içtin, spor yaptın, dinlendin, anda kalmaya çalıştın ama nafile.
Kendini o çukurdan çıkaramıyorsun.
Etrafında olan bitenden bağımsız olamıyorsun.
Olandan kaçamıyorsun.
Bu hissi biliyorum.
.

Sana bir sır verebilir miyim?

Hiçbir şey yapmadan durmayı denedin mi hiç?

Hiç ama.
Söylenmeden, sızlanmadan, şikâyet etmeden, yandaş toplamadan, kendine acımadan, üzmeden, üzülmeden durabilir misin?
Lütfen, hiçbir şey yapmadan dur.
Şimdi, nefes al.

Dediklerimi hatırla.

1- Her ne olduysa senin hayrına oldu. Sakinleş.
2- Kontrol edemediğin şeyler için üzülme. Üzülmek hiçbir şey kazandırmayacak.
3- Bu olanlar sana bir şey öğretmeye çalışıyordu. Ne öğretmeye çalıştığını bul.
4- Hiçbir duruma ya da kimseye bağımlı değilsin. Birileri gidiyorsa, bırak gitsinler. Yerine çok daha iyileri gelecektir, emin ol.
5- Kontrol etme dürtünü fark et. İşler kontrolünden çıktığı için rahatsızsın. Kontrol etme duygusundan azat et kendini.
6- İçeride bir yerde kendine kızanı isteyen kötü gün dostu olmayan yargıç düşünceler var. O düşünceleri sahiplenme. Onlar sadece birer düşünce. Geldikleri gibi gidecekler, bunu hatırla.
7- Son olarak, niyet et. “Bundan daha iyisi nasıl mümkün olabilir?” bunu sor. Cevabı sana gösterilecektir.
Şimdi rahatta ve güvendesin. Gücün sende olduğunun farkındasın. Her şeyin tersine döndüğü bir an var. O andasın.

Her şey tersine döndü.

Duyguların, düşüncelerin, davranışların…
Gevşediler.
Rahattasın.
Andasın.
İstediğin zaman ana geri dönebilirsin.
Farkındasın.
Tebrikler aziz dostum.
Sonsuzluğa doğru kanat çırpmaktasın.

Bahar.

Devamını Oku

Türk Dizi Sektörü

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sabah erkenden kalkmışız, trafikte işe ulaşmaya çalışmış, yağmurun, çamurun,soğuğun rüzgarın içinden geçmişiz, işe gelmişiz.
Şanslıysak huzurlu ve tatmin edici bir işimiz var.
Şanssız isek, yok.
Gerilmişiz,
Yorulmuşuz,
Enerjimiz azalmış
Eve dönmüşüz.
Bir yemek yiyip,
Televizyon açmışız.
.
İşte ekran karşımızda.
Takip ettiğimiz bir dizi var yahut zap yapıyoruz kanallar arasında.
.
Şöyle kısacık bir an en çok izlenen kanallara göz gezdirelim. 1 dakikalığına sadece…
.
Birinde, obsesif ve şizofreni özellikleri gösteren, psikolojik olarak rahatsız kişileri gördünüz.
Bir başka kanalda çocuğu yoğun bakımda olan çaresiz ebeveynleri.
Bir tanesinde eski kocası mafyaya dönüşen kadını,
Bir başkasında her hafta farklı psikolojik vakaları inceleyen ağlamaklı doktoru,
Bir tanesinde kadına şiddet uygulayan ve iki kadın arasında paylaşılamayan anasının biricik oğlu holding sahibini,
Bir diğerinde şiddet gören kadını…
Aldatan kadını,
Aldatılan kadını,
Şirret kadınları,
Aldatan erkekleri
Ölen kadınları,
Cinayetleri,
Psikolojik ve fiziksel şiddetleri…
.
Aşırı aşırı zengin yaşamları,
Fakirlikten sıyrılmak için zengin erkekle birlikte olmaya çalışan kızları,
Sanki “sempatik” olmak dışında bir vasfı yokmuş gibi asistanlık yapan kahküllü kızları,
Çok eğlenceli çalışma ortamlarını,
Çalışma saatleri olmayan güya “çalışan” insanları,
Sadakatsiz insanları…
.
Tüm bunları izlemek istemiyorum ben derseniz,
Son 10 yıldır tüm yarışmalarını ezberlediğimiz, dedikodu ve açlıktan başka bir şey olmayan bir program var, onu izleyebilirsiniz.
Ya da yemek yaparken gerilen bir sürü insan var,
Onu da sevmediyseniz değişik kıyafetler giyinip bir yerlere gidiyormuş gibi yapan, göz kanatan kıyafetler giyip süslenen “kadınların” olduğu bir program var. Ama elbise kumaşları konuşulmuyor sanırım, birbirleriyle kavga ediyorlar.
.
Televizyonu kapattınız.
Nasıl hissediyorsunuz ?
Rahatlamış?
Huzurlu?
Sakin?
Bilinçlenmiş?
.
Bütün bir gününüzü hangi duygularla geçirdiniz?
Önünüzdeki ekran size hangi duyguları sundu ?
Eğer kendinizi faydalı işlerle uğraşmış yahut stres atmış hissediyorsanız ne ala.
.
Ama hissetmiyorsanız, büyük bir sorunumuz var.
.
Bir şey sormak istiyorum sevgili okuyucular,
Şu, kendi ayakları üzerinde duran, okulunu bitirmiş, işini layıkıyla yapan, çocuklarıyla ilgilenen, eşi tarafından sevilen, kendi hayat görüşleri olan, iyi ve güçlü kadınlar nerede ? Göreniniz var mı?

Bakın sempatik, küçük kız çocuğu gibi konuşan, sakarlık yapan, alık alık bakan kadınları demiyorum. Aklı başında, yaptığı işe hakim, adil birer yönetici olan kadınları soruyorum, neredeler ?
.
Nedir bu dizi dünyasının bize sunmaya çalıştığı tablo ?
Güçlü kadın diye çizilen kadın karakterler, kötü kadınlar, farkında mısınız?
Güçlü olmak kötü olmak mıdır ?
İyi ve güçlü olunamaz mı?
.
Ya da ailesi ile güzel vakit geçiren, birlikte neşe içinde masaya oturan, birbirlerine günlerinin nasıl geçtiğini anlatan, beraber kitap okuyup, film izleyen aileler nerede?
İyi anlaşan dünürler, sıcak aile tablosu nerede?
.
Nerede sıkıntısını ailesi ile paylaşan ergen çocuklar ?
Herkes kapıyı vurup yatağa atıyor kendini, farkındasınız değil mi?
.
İnsan bir anormalliğe ne kadar maruz kalırsa, o anormal ona normal gelmeye başlar.
Bugün dizilerde bizi içine ittikleri çukurda kötüler arasında bir taraf tutuyoruz. Kimin daha az kötü olduğunu bulup, onu savunuyoruz.
Erdemli, ahlaklı insanları görmüyoruz.
Prensipleri olan, adil, çalışkan, dürüst insanlara ne oldu ?
.
Bizim normallerimiz, anormal oldu.
Süper babalara, ekmek teknelerine ne oldu ?
Bizim ülkemize ne oldu ?
.
Bahar

Devamını Oku

ÖĞRENCİ ANDI VE GÖRGÜ

ÖĞRENCİ ANDI VE GÖRGÜ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu ülkede birçok kavramı konuşup üzerine kendi anlamlarımızı ekliyoruz. “Saygı” çok konuşulan, dizilere konu olan kavramlardan birisi.
Saygıyı ön plana alıyoruz mesela.
Saygılı olmayı öğretiyoruz, hatırlatıyoruz insanlara.
Ahlak ise bir başka popüler konu.
Televizyon dizilerinden tutun da maruz kaldığımız tüm kanallara kadar ahlakın önemini dinliyoruz, ahlak deyince çarpıtılmış bir namus kavramıyla da karşı karşıya kalıyoruz maalesef.
.
Ama bir konu var ki, hak ettiği değerin çok altında konuma sahip.
Kimse konuşmuyor.
Belki kimse de üstüne düşünmüyor.
Yahut; ilgi çekmiyor , olabilir.
.
Ne midir bu kavram ; görgü.
Görgülü olmak deyince aklımızda pek bir şey oluşmuyor değil mi?
Çünkü görgü kitaplardan okunarak öğrenilmez.
Görgü kültürün insana davranışlar yoluyla kendini gösterdiği bir kavramdır. Temeli ailede, toplumda atılır.
.
Görgü; hayatı daha ince düşünceli yaşamamızı sağlayan, bir başkasını incitmeden kendi çizgimizi koruma hali ve bu hali ise tavırlarımızla yansıttığımız içinde bulunduğumuz seviyeyi gösteren bir kavramdır.
.
Toplumsal görgü kuralları vardır.
Ne midir bunlar?
Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
Yurdumu, milletimi, Öz’ümden çok sevmektir.
.
Bugün Danıştay verdiği kararla “Andımız”ı kaldırarak, toplumsal görgü kurallarımızı da unutturmak üzere bir adım attı.
.
Hatırlar mısınız sabahları okul girişinde andımızı söylediğimiz zamanları ? Her sabah tekrar ederdik; Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…
.
Bir insan neden bir şeyi defalarca tekrar eder, biliyor musunuz ?
Mesela namaz kılarken neden defalarca “Allahu Ekber “ yahut “Bismillahirrahmanirrahim” deriz ?
.
Neden bazı sureleri bir defadan fazla okuruz ? Bir defa okumak yeterli olmayacağı için mi ? Allah’ın kelamını 1 kez zikretmek yetersiz olduğu için mi?
.
Hayır.
Bir şeyi birden fazla defa tekrar ederiz ki, özümseyebilelim.
İşlesin zihnimize, bilinçaltında yer etsin.
Bir kere, bir kere daha söyleyelim ki, iyice idrak edelim. Her bir kelimenin ruhumuzdaki yankısını hissedelim.
.
Bu yüzden her namazda onlarca kez “Allah’ın adıyla” başlarız. Bu yüzden onlarca kez “Allah Bir’dir “ deriz.
.
Allah zaten Bir’dir. Biz o “bir” kelimesini düşünmeye başlarız. “Bir” derken “birlik” bilincinden bahsettiğini idrak etmeye başlarız.
.
Gelelim andımıza,
Biz Türk milletinin çocukları olarak her sabah tekrar ettik;
Doğru olduğumuzu, çalışkan olduğumuzu tekrar ettik.
Bizim zihinlerimize bunlar işlendi.
.
Fena mı oldu ? Andımız okumayan gençlik, andımız okuyan gençlikten daha büyük işler mi başardı ?
.
Daha duyarlı, daha görgülü, daha edepli mi oldu ?
.
Öğrenci andında geçen hangi kelime, hangi ideal, hangi Ülkü rahatsız edici bulundu ?
.
Ülkenin kurucusunun açtığı yolda gitmek mi ?
Yurdumuzu sevmek mi?
İlkeli, ülkülü olmak mı?
Yoksa her sabah Ey Büyük Atatürk diyen gençlerin sesleri,
Onlar mı rahatsız etti?
Akıllara Türk’ün özellikleri çalışkan ve ülkülü olarak kazınıyordu, böyle bilinmesi mi rahatsızlık verdi ?
.
Bazı sözler vardır dostlar, zikredilmese de, söylenmesi yasaklansa da yüreğimizin aklımızın ta içine kazınır. Biz ölürüz, andımız okuyan nesil ölür ama andımız metni damarlarımızda akan asil kanda mevcudiyetini devam ettirir.
.
Bizden alamayacakları şeyler vardır.
Atatürk sevgisi ve Türk olma gerçeği…
Üzerinden yüzyıllar da geçse, bunu değiştiremeyeceklerdir.
Bu ikisi değişmedikçe, her şey yeniden kurulur, yeniden inşa edilir, her kelime yeniden can bulur, doğan her bir Türk çocuğu ile…
.
İşte bunu değiştiremezler.
Bazı şeyleri elde edemezler.
Öyleyse bir kez daha,
Tek bir yürek,
Tek bir ağızmışçasına,
Okuyalım andımızı yeni baştan ;
.

Türküm,
Doğruyum,
Çalışkanım,
İlkem;
Küçüklerimi korumak,
Büyüklerimi saymak,
Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ey büyük Atatürk;
Açtığın yolda,
Gösterdiğin hedefe,
Durmadan yürüyeceğime and içerim.
Varlığım;
Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!
.
Bahar.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.