h Dolar 7,2131 %0.58
h Euro 8,8346 %0.58
h Altın (Gr) 413,92 %-0,40%
h BIST100 1.485,45 %0.16
a İmsak Vakti 02:00
Bursa
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
BAHAR VAKTİ

BAHAR VAKTİ

22 Şubat 2021 Pazartesi

AKIL MI, KALP Mİ?

AKIL MI, KALP Mİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kimi insan bilimin peşinden koşar. Gördüğüdür onun için önemli olan. Verilerle çalışır. İspata gerek duyar. İspatlanmamış çoğu şey zararlıdır onun için, kocakarı ilacıdır, saçmadır, safsatadır.
Kimisi var ki yüreğe inanır. Görünmeyene bağlanır. Hisleridir onun için kıymetli olan. Gönül ferman dinlemez der, aklının değil yüreğinin peşinden gider.
Modern tıp yerine alternatif tıbbı tercih edenler var.
Bilime inananlar var.
Aklın, mantığın, bilimin dünyadaki en büyük değer olduğuna inananlar var. Hep olacaklar.
Yüreği söz dinlemez romantikler de var. Onlar da hep olacaklar.
Peki karar vermek bu kadar kolay mı? Var mı bu işin bir kılavuzu? Bilen varsa söylesin.
Ne zaman aklımızı ne zaman kalbimizi dinleyeceğiz?
Aşk mı, akıl mı, mantık mı, kalp mi kazanan?
Şimdi size bir sır vereceğim;
Önemli kararları aklınızla,
Daha önemli kararları kalbinizle verin.
Çünkü kalbin alanı akıldan daha büyük.
Çünkü kalp olacakları önceden hisseder, akıl verilerle çalışır.
Akıl bildiğini yorumlar, kalp bilinmeyeni yorumlar.

Nereden mi biliyorum?

Şimdi size nöro-kardiyoloji alanında yapılan çalışmalardan birini söyleyeceğim.
Bu çalışmada 26 kişiye 30 farklı resim gösteriliyor.
Bu resimlerden bazılarında, araba kazası, korkunç bir yılan resmi gibi insanda negatif duygular uyandıracak resimler bulunuyor, bazılarında ise huzurlu ve güzel doğa fotoğrafları gibi rahatlatıcı resimler bulunuyor.
Buradaki katılımcılara hem beyin dalgalarını ölçmek için EEG hem de kalp atışlarının ölçümü için EKG takılıyor.
Katılımcıların tuşa basmalarını söylüyorlar ve önlerindeki ekranda resim açılıyor. Ve her bir resim arasında 10 saniye boş vakit bırakılıyor.
İşte işin ilginç kısmı buradan sonra başlıyor. Katılımcılar önlerine hangi resmin çıkacağını bilmiyorlar. Ama sanki kalpleri önlerine çıkacak resmi biliyormuşçasına atış hızlarını değiştiriyor.
Resmin içeriğine göre kalp atış hızları 5 saniyeliğine hızlanıyor ya da yavaşlıyor.
Yani bilgi önce kalbe geliyor, oradan beyne gidiyor ve sonra vücut tepki veriyor.
Kalp dediğimiz beyinden 5000 kat daha güçlü bir manyetik alana sahip.
Şaşırdınız mı?
Şaşırmayın.
Anne rahmindeki bebeğin ilk hangi organı gelişir?
Kalbi mi beyni mi?
Sanıyorum artık cevabı biliyorsunuz.
Kalbi, değerli dostlar, kalbi…
Kalp dediğin işte o kadar kıymetli.
İşte bu yüzden kalbinize sinmeyen işlerden uzak durun.
Gittiğiniz iş görüşmesi, yeni tanıştığınız bir insan, oturacağınız ev, hepsi aklınıza değil, kalbinize sinsin.
İşte tam da bu yüzden, önemli kararları aklınızla, daha önemli kararları kalbinizle verin.
Kalbin sesi, yavaşlayınca duyulur.
Arada bir sırf kalbinizi dinlemek için durun.
Kalbinizi, kendinizi, ruhunuzun sesini duyun.

Devamını Oku

ADALETİN BU MU DÜNYA

ADALETİN BU MU DÜNYA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hepimiz adalet istiyoruz.

Bu ülkede çoğu insan tek bir şey için sokaklara dökülüyor.

Hakları elinden alınmış olan var,

Devletten alacağı olan var,

Öz kardeşi tarafından dolandırılan var,

Çok iyi bir insan olduğunu düşünmesine rağmen hak ettiklerine ulaşamayanı var.

Emek edip büyük işler başaran insanları var bu ülkenin.

Zeki olan, çalışan, üreteni var.

Ama bu topraklarda üreten cezalandırılıyor adeta.

Yeni bir şey yapmak, ben buyum diye kendini ortaya koymak,

Deney yapmak, gözlem yapmak,

Eğitimin karşılığını almak zor.

Gelir adaletsizliği var mesela.

Onlarca kitap okumuş, kar kış dememiş, elini dilini zihnini kuvvetlendiren insanlar, takdir görmüyorlar.

İnsanların saygısı gittikçe azalıyor.

Kendisinden daha üstün gördüğü her şeye karşı hoyratlaşıyor.

Bir “aşağı çekme” arzusu var toplumda.

Asil gördüğünün aslında o kadar asil olmadığını ispat etme çabası,

Yahut zekayı küçümseme eğilimi var. Neden sizce?

Çünkü artık emek değerli değil.

Emek para etmiyor artık.

Ve çoğunluk kısa yoldan zengin olmak istiyor.

Popüler olmak, saygıdeğer olmak, ünlü olmak, şöhret olmak istiyor.

Bunlar için artık kişisel birikime ihtiyacınız yok.

Kazanılmış kültüre, değer olgularına ihtiyacınız yok.

Hele zekaya hiç…

Bu ülkenin değerleri küskün, kızgın…

Adalet yerini hiç bulmuyor artık.

Ne düşünüyorum biliyor musunuz?

Normal olanın değeri yok.

Sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? O zaman lütfen İstanbul Türkçesi konuşmayınız.

Araya başka dillerden birkaç kelime serpiştirip ağzını büzüştürerek konuşursanız dinleyici bulabilirsiniz.

Kültürel değerleri yaşatmaya mı çalışıyorsunuz? Kusura bakmayın, çok sıkıcısınız.

Ama tüm kültürel formlara karşı çıktığınızı söyler hele de ispat ederseniz, spot ışıkları sizin için yanacaktır.

Fikriniz mi var, bilim mi yapmak istiyorsunuz? Kusura bakmayın size ödenek yok.

Ama televizyonda ağlayarak dini birkaç kelime ederseniz size bir iş ayarlayabiliriz, eminim.

Kimse “Bismillah” kelimesinin anlamını sormayacaktır, rahat olun, zaten çoğunluk da bilmiyor.

Kısacası burada düzgün olmanın tadı da, adı da yok.

Bu ülkenin değerleri işte bu yüzden üzgün.

Gelecekten korkuyoruz çünkü çığ gibi büyüyor saçmalama hastalığı.

Saçmalayarak para kazanma, yer edinme hevesi çığ gibi büyüyor.

Ülkemin dinamikleri yok oluyor bir bir.

Çok üzgünüm değerli okuyucular,

Benim arka fonumda Selda Bağcan’dan Adaletin Bu mu Dünya çalıyor.

Devamını Oku

ÇÜRÜK ELMA

ÇÜRÜK ELMA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÇÜRÜK ELMA
Bu hayatta istediğiniz her şey olabilirsiniz. Ünlü olabilirsiniz, zengin olabilirsiniz, çok sevilebilir ya da dünyadaki en saygın kişi olabilirsiniz.
Tüm bunları kaybedebilirsiniz de.
Hepsi var olan ve yok olan haller.
Ününüz yok olabilir, artık sevilmeyen biri haline gelebilir, saygınlığınızı yitirebilir, paranızı bir anda kaybedebilirsiniz.
Hepsi size bağlı.
Biraz çabayla ve rüzgârın sizin tarafınızda esmesiyle kaybettiğiniz her şeyin tekrar efendisi haline gelebilirsiniz.
Tek bir şey hariç;
Zaman.
İşte onu asla geri alamazsınız.
Dünyadaki en zengin kişi bile olsanız, 20’li yaşlarınızı geri alamazsınız mesela.
Korkunç gecelerinizi sevgi dolu hale getiremezsiniz.
Geçmiştir artık çünkü.
Kim olursak olalım, geçmişi yani olanı değiştirme şansımız yok.
İşte tam da bu yüzden, en değerli varlığımız; zamanımız.

Zamanımızı kimlerle harcıyoruz?
Bizi motive eden, cesaretlendiren, destek veren, sağlıklı insanlarla mı geçiriyoruz?
O zaman çok zenginiz.
Zamanımızı nasıl harcıyoruz?
Hayallerimizdeki işi yaparak mı? Yoksa hayallerimize yardımı olacak işlerle meşgul olarak mı?
Bizi heyecanlandıran, tutkuyu, arzuyu, yaratıcılığı uyandıran, içsel zenginliğimizi, yeteneklerimizi parlatacak işlerle mi?
Öyleyse harika gidiyoruz.
Vaktimizi sevgiyle dolduruyoruz.

İnsanın düştüğü en büyük yanılgı, bir şeylerin “yarınlarda” daha güzel olacağını düşünmesidir.
Kendimize şunu hatırlatmamız gerekir, şu an yaptığım şey, beni mutlu ediyor mu yahut mutluluk basamaklarında ilerlememi sağlıyor mu?
Yoksa beni tüketiyor, çürütüyor mu?
Ne ilişkilerimizde ne de hayatımızı idame ettirdiğimiz işlerde bizi bugün tüketenin yarın mutlu edeceği yanılgısına düşmemeliyiz.
Çünkü ne kadar paramız, şanımız, şöhretimiz olursa olsun, bozulmuş bir yemeği, çürük bir meyveyi, düzeltemeyiz.
Üstelik çürük olanın, yanına gelen de çürür, biliyorsunuz.
Vaktimizi çürük elmalarla tüketmemeliyiz.
Çünkü çürük bir elma bize sersem bir kurttan başka bir şey vermez.
Sersem bir kurttan çok daha fazlasını hak ettiğimizi bilmeliyiz.

Devamını Oku

YAŞLANMAK MUAZZAM BİR ŞEY

YAŞLANMAK MUAZZAM BİR ŞEY
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YAŞLANMAK MUAZZAM BİR ŞEY

Geçen gün eski fotoğraflara baktım. Her birinde ayrı bir bahar vardı.

Fotoğraflara bakarken ne kadar genç ne kadar güzel olduğumu düşünmedim.

Gözlerimin içine baktım.

Gözlerimin ta içine.

Neden biliyor musunuz ?

Çünkü bir insanın kim olduğunu gözlerinden anlarsınız.

Ne halde olduğunu da…

Dünyanın en güzel yerinde en harika açıyla bembeyaz 32 dişiyle poz vermesi bir şeyi değiştirmez.

.

Gözler yalan söyleyemez.

Ne hissettiğini ele verir.

.

Baktım gözlerime uzun uzun, bir çift gözde acı gördüm, bir zamanlar çok sevdiği birini kaybetmenin acısını.

Bir çift gözde umut gördüm, gencecik her şeyin yolunda gideceğine inanıyor,

Bir çift gözde sancı gördüm, umut etmekten yorulmuş, artık olsun istiyor,

Bir çift gözde güç gördüm, kararlı bir kadın vardı, yıkılmış ama ayağa kalkmış, bir daha yıkılmam asla öyle diyor,

Bir çift göz, merhamet denizinde boğulacaktı, kendine acıyan bir kadın vardı.

Kendine acıyan, kurban psikolojisinde olan.

Bir çift göz bomboştu. Tükenmiş, hali kalmamış.

Gözler vardı güzel ve güçlü hisseden,

Gözler vardı aşık,

Gözler mutlu.

Gözler sevgi dolu.

Kendini ve etrafını tanıyan gözler

Bakan ve gören.

Görevini layıkıyla yerine getiren gözler.

Yaşlanmayı bu yüzden seviyorum.

Şimdi gözlerim layıkıyla yerine getiriyor görevini.

Artık hayatı ve insanı daha iyi tanıyor.

Bakıyorum o eski kız çocuğuna, gözlerinde halinde bir şeyler eksik.

Yaşama dair çoğu şeyi bilmiyor.

Bilmiyor dilden çıkanla gönülden gelenin her zaman bir olmayacağını,

İnanıyor duyduklarına, öyle saf…

Yahut bilmiyor kalbin aklının beyinden büyük olduğunu

Beyniyle büyük kararlar veriyor, kalbini üzme pahasına.

Daha dinlemeyi öğrenmemiş sezgilerini mesela,

İç sesini susturup insana güveniyor.

Sonra da güceniyor hayata,

“Ben ne yaptım kader sana mahkum ettin beni bana” diye şarkılar söyleyip dünyayı batırıyor.

Nasıl da bir haber yaşam yasalarından.

Nasıl da bilmiyor neyin ne olduğunu ?

Fakat yaşlanmak öyle mi?

Her yaş aldığında kendi sınırlarını da alıyorsun. Her kaz ayağı bir yaşanmışlık katıyor.

Bir sakinlik, bir sükûnet.

Halde dilde gönülde rahatlama…

Kimseye eyvallahın olmuyor yaş aldığımda.

Gelen gelecektir, giden gidecektir biliyorsun.

Kimsenin ardından ağıt yakmıyorsun.

Biri seninle konuşmuyor diye karalar bağlamıyorsun.

Seninle derdi olanın kendiyle derdi olduğunu biliyorsun.

Akışta yaşıyorsun.

İstediklerini daha iyi biliyorsun mesela.

Nasıl bir iş, basıl bir eş, nasıl bir ev…

Hepsini tek tek sayabiliyorsun.

İnsan seçmeyi öğreniyorsun.

Gözüne bakıp ciğerini okuyorsun.

Kendini koruyorsun.

Sırf kalabalık olsun diye etrafın, hasetle fesatla seni yoranla oturup kalkmıyorsun.

Önceliklerini tayin ediyorsun.

Çünkü artık vaktin kıymetli.

Ettiğin söz kıymetli.

Herkesle konuşmuyorsun.

O değerli cümlelerini, gözlemlerini herkesle paylaşmıyorsun.

Şöyle bir bakıyorsun, bu kişi beni anlayacak mı diye, baktın anlamayacak, hiç ağzını yormuyorsun.

.

Dedikodusunu yapacak kadar önemsediğin kimse kalmıyor mesela.

Sen kendi hayatına, yapmak istediklerine odaklanıyorsun.

Karşı komşu arabayı yenilemiş, memleketteki falanca arsasını değerlendirmiş, umrun olmuyor.

Sen kendi bahçeni sulamak, kendi toprağına hasat ekmekle meşgul oluyorsun.

Gereksiz hırslarından arınıyorsun

Sana iyi gelmeyen ne varsa çıkarıp atıyorsun.

Bundan ala özgürlük mü var?

Belki eskisi kadar hareketli değil bedenin,

Ama daha derin için, kalbin, zihnin.

Gidilebilecek en uzak noktanın Antarktika değil, aklının ve kalbinin sınırları olduğunu biliyorsun.

En uzun yolculuğun kalpte yapıldığını da…

Derinleşiyorsun.

Derinleştikçe yalnızlaşıyorsun.

Denizin dininde yüzüyor okyanuslara açılıyorsun.

Derinde olmak ne muazzam bir haz.

Kıyıda kulaç atmakla kıyaslanamaz.

Sen belki küçük balık sürülerini göremiyor, kendini gösteremiyorsun artık.

Kıyıda gencecik güneşlenmiyorsun ne zamandır!

Sen yaşlı adam, sen kırışık madan,

Denizin dininden İnci çıkartıyorsun.

Devamını Oku

BİLİNCİN KIYAMETİ

BİLİNCİN KIYAMETİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yıllar önce 2012 yılında mayalara ait bir yazılı tablette kıyametin kopacağı yazıyor denilmişti, hepiniz hatırlarsınız.

Ama kopmadı bildiğimiz üzere…

Peki o zaman neydi o yazan?

Ben de araştırmaya başlamıştım. Böyle Bilge bir topluluk yanlış yapmaz diye düşünmüştüm.

Spiritüellikle ilk tanışmamdır, hiç unutmam.

Farklı bir dünya olduğunu fark ettiğim ilk an.

Boyutları aştığım, enerjinin farkına vardığım, aslında yaşadıklarımı benim seçtiğimi anladığım, Tanrının bir şey yapmadığını, ne yapıyorsam kendime yaptığımı fark ettim bir andı.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Ben konuştuğum her şeye dikkat ettim. Sözcüklerin evrenle aramda gizli bir ahit olduğunu anladım .

Neydi mayaların bahsettiği ? Bilincin kıyametiydi.

Nasıl yani ?

Hepimiz aynı yerde yaşıyoruz değil mi? Ama bazılarımızın hayatı daha iyi daha mutlu gidiyorken, bazılarımız korkunç hakaretlere maruz kalıyor, enerjimizi emen, bizi hayattan bezdiren türlü türlü kirli oyun veya bahtsızlıkla karşı karşıya kalıyoruz.

Neden peki? Karşı komşum güzel şanslı bir hayat yaşarken ben yaşayamıyordum ?

Neden daha eğitimli olmama rağmen daha yüksek maaşlı bir işe giremiyordum ?

Fark 1 : Frekans….

Komşunla aramdaki en büyük fark frekans.

Dünya üzerinde başına kötü bir şey gelmemiş kimse yoktur.

Kötü şeylere tutunup her şeyin daha kötü olacağına inananlar olmuştur.

İşte onlar acılara tutunarak hayatlarını “seçimler yasasının “ negatif tarafında durmayı tercih ederek, mahvederler. Sonra da Tanrı’ya isyan ederler.

Ettikleri sözcükler, kullandıkları dil ile, yanlış ve olumsuz bilinçaltı kodlarıyla geleceklerini olumsuz bir yönde inşa ederler.

Diğerleri ise Tanrı’yla güven ilişkisi içindedirler. Bilirler ki olması gereken olmuştur, bu olanda bir hayr vardır ve gelecekle ilgili güzel isteklerde bulunmaya, kendi nasiplerinde olanı istemekle meşgul olurlar. Bir kere yağmurda ıslandılar diye dışarıya çıkmaktan korkmazlar.

Bu insanlar güzel konuşur, güzel davranırlar, kendilerine ve başkalarına…

Tanıdık geldi mi bu cümle bir yerlerden?

“Güzel düşünüp güzel davrananlara güzellikler vardır” Kutsal Kitaptan güzel bir ayet … Ne oluyor güzel düşününce ? Güzel davranınca ? Olanla savaşmayıp kabule geçince, bir hayr olduğunu bildiğinde ?

Frekansın yükseliyor. Yüksek frekans sana güzelliklerin gelmesini sağlıyor. Çünkü sen frekans olarak nereye aitsen o hayatı yaşıyorsun. Bu yüzden en büyük mucize ne uçmaktır, ne yüzmek….

En büyük mucize dünkü imkansızının bugünki gerçeğin olmasıdır.

En büyük mucize bilincinin yükselmesi, frekansının artmasıdır.

Sanıyor musunuz hepimiz aynı hayatı yaşıyoruz ?

Frekansı yüksek olan bambaşka bir hayat yaşıyor. Bir kere kafasının içi onun ızdırabı olmuyor, kafasının içinde huzurla oturuyor. Mutlu oluyor, mutlu olunca hasta olmuyor.

Ne alaka bahar kız diyebilirsiniz, şimdi size atalarımızdan ilk inancımız olan Şamanlardan bir söz yazacağım buraya ; “Ruh hasta olmayınca beden hasta olmaz.”

Kanserin enerji boyutundaki sebebin NEFRET olduğunu biliyor muydunuz ? Amerika ve Avrupa’da alternatif tıp seansları yaparak kanser hastalarındaki nefret ve öfke duygularına çalıştıklarını, biliyor muydunuz ?

Yani, öfke duymayı seçen de biziz. Tanrı bir şey yapmıyor demiştim

Şimdi, gelelim Mayalar ile ilgili mevzuya, mayaların bahsettiği kıyamet bizim sandığımız türden bir kıyamet değildi. Onların bahsettiği kıyamet “bilincin kıyametiydi” . Yani dünya 2012 yılıyla eski frekansını terk etti, daha yüksek bir frekansa geçti.

Çünkü Ruhun tekamül etmesi gerekiyor, Ruhun büyümesi, iyileşmesi…

İçinizde Kuran okuyan varsa şurası dikkatını çekmiştir: Tanrı kitapta yazana göre “Ruh’a üfler, Ruhlara değil dikkatinizi çekerim. Ruh’a üfler!

Neden, çünkü hepimiz biriz. Hepimiz tek bir Ruh’uz. Hepimizin tekamül etmesi gerekiyor.

Şimdi size evrensel yasaların nasıl işlediğini anlatacağım; şöyle ki: ders, biz öğrenene kadar devam eder.

Yani Tanrı tekamül yolunda bizlere öğretmek için bizlere işaretler gönderir. Biz işaretleri görmezden gelir yahut yok sayarsak öğretinin şiddetini artırır.

Şöyle düşünün, uyuyan birini uyandırmak için önce fısıldar, sonra bağırır, yine uyanmazsa sarsarsınız.

İlk fısıltıda uyanmayı seçmeyen bizler sarsılarak uyandırılırız. Bu da dünyamızın alt üst olması şeklinde hayatımıza yansır. Değiştirmemiz gerekenleri değiştirmezsek, korku duygusunda kalırsak, bizim yerimize Tanrı değiştirir. Değişmesi gereken eninde sonunda değişir. Kaçış yok.

İşte 2012’sen beri olan budur. İnsanlık tekamüle yüksek frekansa hazırlanmaktadır. Bu kadar enerji, çakra, zihinsel sağlık anlatımları boşuna değildir. Bu değişime ayak uyduramayan varlıklar, varlık sahnesinden bir bir kaldırılır. Tekamül etmeyen Ruh’a yeni dünyada yer yoktur.

Ne konuştun be bahar kız, diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama neden yazdım bunca yazıyı biliyor musunuz?

Çünkü biz yine sarsılıyoruz insanlık olarak. Dünya ne halde görüyor musunuz ? Bir virüs çıktı ve biz evlerimize kapandık. Neden sizce ? Neden evlerimize kapatıldık ? Düşünmemiz için, unuttuklarımızı hatırlamak için.

O kadar çok evrensel yasayı çiğnedik ki sevgili dostlar. O kadar yanlışa yöneldik ki…

Bereket yasasını unuttuk mesela, sende olanı başkasına gönülden vermek ve devir daimi sağlamak içindir bereket yasası. Sevgini, bilgini, paranı severek gönülden vermektir, verdikçe çoğalmasını sağlamaktır, kendine saklamamaktır.

Evrende her şey döner, güneş döner, dünya döner, söz döner, davranış döner. Her şey akış halindedir. Bu yüzden bugün bize dönenlere bakmamız gerekir. Ne yaptık ki böyle cevap veriyor hayat bize ?

Vakit, oturup kendimize dönme, hatalarımızla yüzleşme ve düzelme vaktidir.

Vakit kalbi hatırlama, kalbin bilgeliğine dönme vaktidir.

Vakit tekamül etme vaktidir.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.