14 Haziran 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı 34.626.443 kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 03:30
Bursa 17°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
DOLAR

8,4726$%-0.03

EURO

10,2783%0

GRAM ALTIN

508,25%0,03

ÇEYREK ALTIN

8.044,21%0,12

BİST100

1.454,25%-0.45

BİTCOİN

344350฿%5.2934

a
EĞİTİME BAKIŞ

EĞİTİME BAKIŞ

30 Mayıs 2021 Pazar

YAVUZ SULTAN SELİM HAN’IN EMANETİ KUDÜS

1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Kudüs’te Osmanlı hâkimiyeti 1516 yılının Aralık ayında başladı ve 401 yıl sonra Aralık 1917’de son buldu. Beş asır boyunca Kudüs’ün himaye edildiği devir, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferiyle başladı. Dünya medeniyet tarihi ve dinler tarihi açısından fevkalade önemli olan Kudüs şehri semavi dinler için tartışmasız kutsal bir statüye sahiptir. Bu yönüyle daha çok savaş ve çekişmelere konu olsa da, Kudüs İslam egemenliği döneminde huzur ve barışla yönetilebilmiştir.

Yavuz Sultan Selim 1516’da Kutsal toprakları Osmanlı sınırlarına kattığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü’l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hakimi) sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü’l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hizmetkârı) ilan etmiştir.

Yavuz Sultan Selim Han’la başlayan Kudüs’teki Osmanlı egemenliği, dünya tarihine Müslümanlar ve milletimiz adına parlak bir sayfayı tarihi miras olarak bırakmamızı sağlamıştır. Günümüzde Kudüs’te yaşanan adaletsizlik ve zulüm, Yavuz Sultan Selim’le başlayan Osmanlı dönemine olan hasreti gün geçtikçe artırmakta ve Türk hakimiyetine özlem had safhaya ulaşmaktadır.

 

Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin desteklediği Şerif Hüseyin’in 1916’da Osmanlı Devletine karşı başlattığı Arap isyanın nedeni Yemen,Hicaz, Kudüs’teki Türk egemenliğine son vermekti.Türk Milleti olarak kardeş bildiklerimizin ihanet acısını yaşadık ve şehitler verdik.Şimdi buradan  yola çıkarak sanki Kudüs bizim bir değerimiz değilmiş gibi söylemlerle yeni bir Türk milliyetçiliği inşa edilmek isteniyor.Unutmamak gerekir ki,bu topraklar tıpkı Üsküp gibi,Kosova gibi,Kerkük gibi,Şuşa gibi Türk’ün sadece gönül değil aynı zamanda tarihi coğrafyasıdır.Oranın Müslüman kalması için verilen her kavga ve direniş, bütün dünyadaki Müslümanların kavgasının ilgilendirdiği gibi bizi ilgilendirir. Bu direnişi bu toprakların Yahudi egemeliğine girişine neden olanların torunları yapsa da ilgilendirir. Eğer ilgilendirmez diyen varsa bilsin ki, dün bu kutsal toprakların mahremiyetini korumaya çalışan Türk askerini arkadan vuran Araplar’dan farkı kalmaz. Zalime karşı mazlumun yanında olmamanın vicdani vebalini üzerine alır. Kudüs her Müslüman gibi Türk’ün kutsalıdır ve oradaki savaş tıpkı Bosna’daki, Karabağ’daki,Doğu Türkistan’daki gibi bizi ilgilendirir. Türk Milliyetçiliği düşüncesi bu tarihsel sorumluluktan bağımsızlaştırılarak inşa edilemez.

Devamını Oku

3 MAYIS TÜRKÇÜLER/MİLLİYETÇİLİK GÜNÜ KUTLU OLSUN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Büyük Türkçü Yusuf Akçura, Türkçülüğü; “Bütün Türklük” ülküsüne hizmet etmiş olan Türk dünyasının ilim ve fikir adamlarına ait bir panoramadır. şeklinde açıklar.

Kimdir bu Panografik resmi oluşturan ilmi Türkçüler; Mehmet Emin Yurdakul, İsmail Gaspıralı, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Ağaoğlu, Necip Asım Bey, Hamdullah Suphi Bey, Ziya Gökalp, Nihal Atsız, Erol Güngör, Hüseyin Namık Orkun, Reha Oğuz Türkkan, Nihat Sami Banarlı, Alparslan Türkeş başta gelenlerdir.

Siyasi ve Askeri alanda uygulayıcıları ise “Ey Oğuz beyleri, Türk milleti! İşitin! Üstte gök çökmedikçe altta yağız yer delinmedikçe senin ilini töreni kim bozabilir?” Sözüyle Orhun Abidelerinde Kültigin ve Bilge Kağan bu fikriyatın gurur abidesi olarak kuşkusuz ilk ateşini yakanlardır. Ne Mutlu Türk’üm Diyene! sözüyle Türk Milletine 21.yy’da ışık olan Mustafa Kemal Atatürk en büyük Türkçü’dür. Hem askeri ve siyasi alanda, hem de ilmi alanda unutulmuş Türklüğün bilincini ve kültür hazinelerini tekrar canlandırdı.

Enver Paşa Türkçüdür. Kurtuluş savaşını kazandıran Milli İktisat ve Milli uyanışın temelini oluşturanlar, Kuvvacılar Türkçüdür. Dönemin panoramasını bize aktaran Ömer Seyfettin, Namık Kemal Türkçüdür. Yusuf Akçura Türkçülük fikrini sistemleştiren Münevverdir.

Bu noktada Jöntürkler, İttihatçılar Türkçüdür.”Ben Bir Türküm dinim, cinsim uludur.” Sözüyle Türk Milletine bayrak olan Mehmet Emin Yurdakul, Şemseddin Sami ile düşünce hayatımızda milli uyanışa vesile oldular. Türk Ocakları Türkçülüğün güçlenmesini ve sistemleşmesini sağladı.

Dünyanın millileşmeye döndüğü süreçte bizde garip işler olmaya başladı. Türkçülüğün en önemli merhalelerinden biride 3 Mayıs 1944’te yaşandı. H. Nihal Atsız yazdığı iki mektupla devlet içindeki bürokrasideki bozulmaları eleştirdi.

1944’te adeta devleti kuran iradeye savaş açıldı. Hükümet kendisine yapılan eleştirileri baskıcı dikta anlayışıyla kapatmaya çalıştı. Orkun’un yayın hayatına son verildi. Atatürk’ün resimleri ve bozkurt simgesi Türk parasından ve devlet dairelerinden silindi.

Dönemin Türk Milliyetçileri aydınları, mütefekkirleri materyalist kadrolaşmaya tepki koymuşlardı. Nihal Atsız, Alparslan Türkeş Türk Milliyetçiliği aydınlanmasının yeni öncüleri oldular. Aslında karşı çıktıkları totaliter Tek parti, Tek şef anlayışına karşı demokratik bir tavırdı.

Atsız ile Sabahattin Ali arasındaki düzmece davası 3 Mayıs 1944’te görüldü. Bu olaya tepki gösteren 165 üniversite öğrencisi Türkçü gözaltına alındı. Hükümet Atsız ve arkadaşlarını Irkçılıkla, Turancılıkla suçlayıp Hükümeti devirmekle itham etti. Atsız ve arkadaşları tutuklandı.

İnönü’nün 19 Mayıs 1944’te Gençlik ve Spor bayramında Milli şef sıfatıyla yaptığı konuşmada bayramı kutlamak yerine Türk Milliyetçilerini Turancılar/Irkçılar diye suçladı. Bunu talimat kabül eden dönemin savcıları Türk Milliyetçilerini tutuklamaya başladılar.

Kimdi Türkçü aydınlar; Alparslan Türkeş, Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Zeki Veledi Togan, Nejdet Sancar, Fethi Tevetoğlu, Namık Orkun, Osman Yüksel Serdengeçti, vb. Türkçü Milliyetçi aydınlar Tabutlukta işkencelere tabi tutuldular. İdamla yargılandılar. Bir çoğu yıllarca hapis yattı.

3 Mayıs 1944’te öğrencilerin milli gönül seferberliği şeklinde başlattıkları Atsız ve arkadaşlarına destek miting ve açıklamaları bu fitilin Kürşat’tan beri yandığının göstergesiydi. Türkçülüğün sadece Türk aydınının değil Türk Milletinin içsel sesinin dışa yansımasıydı.

3 Mayıs Türkçülerin Günüdür. Türkçülük; Türk Milliyetçiliği Ülkü’sünün vücut bulmuş halidir. Türkçüler/Milliyetçilik günü kutlu olsun. Türk Milleti devleti ebed varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Emperyalizme, kapitalizme, faşizme, komünizme karşı yapılan mücadelede, 12 Eylül’de, 90’larda Asala’yla, PKK’yla yapılan mücadele, Çözüm süreci Habur’a gösterilen tepki, devleti ele geçirmeye çalışan FETÖ ve benzeri cemaat, yapılanmalarına verilen tepkinin ve yapılan mücadelenin esasında da Türk Milletinin Milliyetçilik duygusunun yansıması vardır.

Türkçülük ateşi Anadolu’nun bozkırında Hırka Dağı’nın eteklerinde Yesevi inancıyla yanan Türklük Ocağı kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak yanmaya devam edecektir. Vey Irmağında sulanan atlar, Tanrı dağlarında özgürce dolaşacaktır. Biz gönülleri Türk bilinci ile gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz. 3 Mayıs Türkçüler/Milliyetçilik gününüz kutlu olsun. Selam olsun, Türk’ün Başbuğuna…

Devamını Oku

OKUL ÖNCESİ VE ÖZEL EĞİTİM KURUMLARI BURSA İL HIFZISSIHA KURULU KARARIYLA UZAKTAN EĞİTİME GEÇMELİDİR.

0

BEĞENDİM

ABONE OL

            Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de covid 19 salgını tüm hızıyla devam etmektedir. Bu kapsamda birçok önlem hayata geçirilerek kısıtlamalar getirilmiştir. Son yayınlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesi ve ardından Milli Eğitim Bakanlığının gönderdiği yazılar ile 8 ve 12. sınıflar haricinde ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde uzaktan eğitime geçilmiştir. Ancak okul öncesi eğitim kurumlarımız ısrarla açık tutulmaya devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı bu kurumlarla ilgili kararı il hıfzıssıhha kurulunun kararına bırakmıştır.

Diğer kademelerde hangi gerekçeyle uzaktan eğitime geçilmişse okul öncesi ve özel eğitimde de aynı gerekçeler mevcuttur ve bu kurumlarda da uzaktan eğitime geçilmelidir. Çünkü covid virüsü riski açısından bütün kurumlarımız aynı riskleri taşımaktadır

Milli Eğitim Bakanlığının 14.04.2021 tarihli E-43769797-10.07.01-24216030 sayılı yazısı ile 15 Nisan 2021 tarihi itibariyle resmi ve özel tüm ilkokullar, tüm ortaokullar (8.sınıflar hariç) tam zamanlı uzaktan eğitime geçmiştir. Tüm bağımsız resmi anaokulu ve uygulama sınıfları ile özel okul öncesi eğitim kurumlarında haftada beş gün yüz yüze eğitime devam edilecektir. Yine aynı yazıda belirtildiği üzere Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı özel eğitim anaokulları, özel eğitim ortaokulları ve özel eğitim uygulama okullarının 8’inci sınıfları ile birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılan özel eğitim sınıflarının 8’inci sınıflarında yüz yüze eğitime devam edilecektir. Ancak bu eğitim kurumlarında salgın kapsamındaki tedbirler doğrultusunda yüz yüze eğitime ara verilmesi ile ilgili olarak il/ilçe hıfzıssıhha kurullarının il/ilçe milli eğitim müdürlükleriyle birlikte daha önceden almış olduğu kararlar uygulanmaya devam edilebileceği gibi yeni kararlar da alınabilecektir.

Yüz yüze eğitime devam eden kurumlar covid virüsü açısından uzaktan eğitime geçen diğer kurumlarla aynı riskleri barındırmaktadır. Ayrıca okul öncesi eğitim kurumları günde 6 etkinlik saati olacak şekilde yüz yüze eğitim yapacakları için çalışan ailelere fayda sağlamamaktadır. 03-09 Nisan 2021 tarihli illere göre haftalık vaka sayısı haritasında ilimizin yüz binde 500,57 olarak çıkması da göz önünde bulundurularak İl Hıfzıssıhha Kurulu kararı ile Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında ve Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı yüz yüze eğitime devam eden kurumlarda uzaktan eğitime geçilmesi zaruri olmuştur.

Devamını Oku

EĞİTİM ÇALIŞANLARI ve ÖĞRENCİLERİMİZ RİSK ALTINDA!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günlük vaka sayıları son haftalarda sürekli artan bir seyir izlemektedir.
Nitekim sayı 45 binlere dayanmış durumdadır.
Gün geçmiyor ki, yurdun dört bir yanından Covid-19 virüsü nedeniyle
hastalanan ya da hayatını kaybeden bir meslektaşımızın acı haberini
almayalım.Bursamızda da pek çok eğitim çalışanı ve öğrencimizin de Covid
olduğu bilgileri gelmektedir.
Hatırlanacağı üzere Mart başında Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararla yeni
kısıtlamalar hayata geçirilmişti. Hali hazırda İlimiz de çok yüksek risk
grubundandır.
Öte yandan bilim insanlarının açıklamalarına göre yeni mutant virüsün
özellikle 0-9 yaş grubunda hızlı yayıldığı ve etki gösterdiği anlaşılmakta. Sağlık
Bakanı Sayın Fahrettin Koca’nın yaptığı “65 yaş üstü büyüklerimizin son bir
ayda toplam vakalar içindeki oranı %14,39’dan %11,3’e düştü. Gençlerin aktif
vakalar içindeki oranı ise artıyor. Gençlerimizi de koruyacağız.” paylaşımı da
bu gerçeği doğrulamaktadır.
Böyle bir durumda MEB Sağlık Bakanlığı ile görüşerek, hem eğitim
çalışanlarının hem de öğrencilerimizin sağlığının riske atılmaması için, ara
sınıflarda olduğu gibi, okul öncesi ve ilkokullarımızda da tam zamanlı uzaktan
eğitime geçme kararı almalıdır.
Hatta, daha ileri ve gerekli bir tedbir olarak, LGS ve YKS eşiğindeki
öğrencilerimizin hazırlık programları devam etmek kaydıyla, Ramazan ayı
boyunca tüm kademeler itibariyle uzaktan eğitim kararı da alınmalıdır.
.
Bu sürede de tüm eğitim çalışanlarının aşılanması programı hızla
tamamlanmalıdır.
Türk Eğitim Sen olarak Kasım-2020’den itibaren aşı konusunda sürekli çağrı
yapıyoruz. Çünkü görülmüştür ki, aşılama programı tamamlanmadan
tedbirlerin kalıcı sonuçlar vermesi mümkün olamayacaktır.
Sağlık Bakanlığı’nın öncelikleri güncellemesi ve öğretmenlerin aşılanması için
imkanları zorlaması elzemdir.

Devamını Oku

TÜRK MİLLETİNİN BAHAR BAYRAMI; YENİ YIL / YENİGÜN/ NEVRUZ KUTLU OLSUN..!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumların millet bilinci kazanması sürecinde, milli kültür başat rol oynamaktadır. Milli kültür; gelenekler, görenekler, inançlar, töreler, törenler ve bayramlar gibi milletin müşterek değerlerinin bir bütününü içinde barındırmaktadır. Milli kültürün içinde bireyleri bir araya getiren dinî ve millî bayramlar millet hayatının tanzimi açısından değerlendirildiğinde toplumsal birlikteliğin pekişmesini sağlamaktadırlar. Türk boylarının en köklü millî bayramı “Yenigün”dür. Bu bayram; kökü Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı ilk dönemlere kadar dayanan, Türk boyları ve akraba toplulukları ile birlikte Türklerle coğrafi yakınlığı bulunan diğer topluluklar tarafından da kutlanan, etrafında pek çok söylence, inanış, gelenek, tören oluşturan bir millî kültür öğesi olarak Türk milletinin hafızasında müstesna bir yer edinmiştir.
Bahar bayramı ya da yeni gün olarak da ifade edebileceğimiz bu takvimsel şölen; Türk Dünyası’nın hemen hemen tamamında değişik isimler ile ifade edilse de toplumsal karşılık bulmuştur. Türk kültürünün zenginliğini göstermesi bakımından bazıları şöyle sıralayabilir: “Yengikün”, “Yeniden doğuş”, “Yenigün”, “Yeni hayat”. “Yeni yıl”, “Yılbaşı”, “Yörük Bayramı”, “Mart dokuzu”, “Mereke”,”Mesir Bayramı”, “Meyram”, “Nevruz/ Novruz/ Noy-nuz”, “Sultan Nevruz/ Sultan Navrız/ Sultan Mevriz/ Nevruz-ı Sultani’, “Teze il/ yeni yıl”, “Ulustın ulu küni/Ulus küni”, “Uyanış”, “Yaz-başı Bayramı”, “Baba Marta”, “Bahar Bayramı”, “Baş-ay”, “Baş bahar’, “Bozkurt”. “Cılgayak/Yılbaşı”, “Çağan”, “Diriliş”, “Ergenekon”, “Erkin kün/ Kurtuluş günü”, “Gündönümü”, “İlkyaz Bayramı “Kurtuluş”, vs.
Türk boylarının dini inanç ya da coğrafi farklılıklarına bakmaksızın farklı isimlerle de olsa tamamında gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart’ta kutlanan bayram; Çin kaynaklarında da yer alan bilgilere göre milattan yüzlerce yıl öncesine kadar giden bir tabiat bayramı, ağır kış şartlarından kurtuluş bayramı olarak kabul edilmiştir. Arınma, bolluk, bereket, temizlik, ferah ve rahat sözcükleri ile birlikte çağrışım yapan 21 Mart Yenigün Bayramı; Türklerin Ergenekon’dan çıktığı “kurtuluş bayramı”, On iki hayvanlı Türk takviminin başlangıcı “yılbaşı”, kış mevsiminin bitişi ve kışlaklardan yaylalara göçü müjdelediği için “bahar bayramı” olarak ifade edilmektedir. Bu bayramın önemi Türkler girmiş olduğu bütün kültür ve medeniyet dairelerinde bu bayramın kutsiyetini farklı şekillerde ifade ederek mevsimsel törenin devamını sağlamaya çalışmışlardır.
Yenigün Bayramı; bilinçli olarak farklı meşreplere yaslanmakta, farklı grup ve yapılar tarafından ayrıştırma unsuru olarak görülmektedir. Oysa saydığımız pek çok örnekte de görüldüğü gibi Türk Milleti’nin kadim bir bayramı olarak tarih sahnesinde yerini etrafında oluşturduğu kutlama, gelenek ve edebi kültür ürünleri ile yerini almıştır. Sayılan örnekleri çoğaltmak pekâlâ mümkündür. Yenigün konusunda yüzlerce kitap yazılabilir. Bütün bu ifadelerden bir kere daha anlıyoruz ki, Yenigün bütün Türk Dünyası’nda çok eskilerden beri kutlanan köklü bir bayramdır; Türk boylarını birbirine yaklaştıran, ortak kültürümüzü oluşturan önemli unsurlardan biridir. Bağımsızlıklarını kazanan Türk cumhuriyetleri yanında diğer Türk topluluklarında da coşkuyla kutlanan bu Yeniyıl bayramı; teröre müzahir yapılarca yıllarca yapıldığı hatta 1980 darbesinden sonra yasaklanmasının temel sebebi olarak görüldüğü gibi “kan dökme günü” değil, diğer bayramlarda olduğu gibi küslerin barıştığı, gönüllerin birleştiği, birliklerin pekiştiği kutlu bir gündür.
Çok da soğuk geçmeyen kış günlerinin bitmesiyle beraber baharın kendisini göstermeye başladığı şu günlerde; Zeytin Dalı operasyonundan almış olduğumuz müjdeli haberlerin devamını Cenabı Mevla’dan niyaz ediyor, On İki Hayvanlı Türk Takviminin de yılbaşı günü olan tarihi beş bin yıla uzanan Nevruz bayramında, 21. Yüzyılın Türk asrı olacağına inancımızı bir kez daha yineliyoruz. Devletimizin, sınırlarımızın gerek içinde ve gerek dışında göstermiş olduğu mücadelede muzaffer olmasını Yüce Allahtan diliyor, şehitlerimizi rahmet, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
Ülke içinde adaletin, liyakatin ve Türk devletine sadakatin hâkim olduğu, eğitim çalışanlarının akla ve mantığa uygun eleştiri ve önerilerinin dikkate alındığı, ben yaptım oldu anlayışı ile ortaya konulan performans ve yönetici görevlendirme yönetmeliği gibi izandan yoksun uygulamaların son bulduğu, kamu çalışanlarının ve eğitim çalışanlarının ülke refahından hak ettikleri payı aldığı, bereket ve huzurun hâkim olduğu bir dönem getirmesini dileyerek, Türk Dünyası’nın, tüm Türk milletinin, bütün kamu çalışanlarının, eğitim çalışanlarının ve bu coğrafya’da yaşayan herkesin Nevruz Bayramı’nı kutluyorum.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.