h Dolar 7,2117 %0.57
h Euro 8,8200 %0.57
h Altın (Gr) 413,76 %-0,43%
h BIST100 1.488,72 %0.38
a İmsak Vakti 02:00
Bursa
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
TÜRK'ÇE

TÜRK'ÇE

23 Şubat 2021 Salı

Gara’yı KARA okuyabilmek!

Gara’yı KARA okuyabilmek!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ankaralılar konuşma dilinde Ankara’yı “ANGARA” diye okur.

Gara’yı Türkçe bir bakış açısıyla okumaya başlamadan önce 16 kutalmışımızı (şehidimizi) yürekten anmayı bir borç bilirim. Yurtları uçmağ olsun!

Bilindiği gibi bu bölge özellikle Türkmen soydaşlarımızın da yaşadığı yerler olarak bilinmektedir. Sınırları siyasi çizgiler değil Ömer Seyfettin’in dediği gibi:

Benim ülkemin sınırları Türkçenin konuşulduğu yerde başlar Türkçenin konuşulduğu yerde biter. Ülküsü gereği incelerken yer adları konusunda da tüm toplumların ortak tavrı olan bulundukları yere ad vermek üzerinden bir değerlendirmeye başlayalım.
Gara sözcüğünü ilk duyduğumda Türkçeci kulağıma hemen;

– Burası “kara” olmasın! Diye bir fısıltı geldi.

Yerin adını dilsel olarak incelersek: Irak’ta Arap abecesi gereği buraya Gara, Gare, Kara vb. pek çok çeviri/söylem yanlış olmaz.

Yerin dağlık bir bölge olması açısından incelersek: Türklerin yurtlarını dağlık, tepelik bölgelere kurduğu yine bilinen bir durum.

Yerin konumunu incelersek: Irak’ın kuzeyi olarak geçmekte. İşte daha şaşırtıcı bir durum…

(Türk tarihine bakıldığında “kara” sözcüğü sıkça kullanılan, birden çok anlam da (boya, kötümserlik, güç gibi) taşıyan önemli bir sözcüğümüz. Şöyle bir örnek verelim: Rus Türkologlardan L.N. Lezina ve A.V. Superanskaya’nın hazırladığı “Bütün Türk Halkları” adlı onomastika sözlüğünde 400 Türk boy, oymak ve obasının adının başında “Kara” sözcüğü yer almaktadır. Karakoyunlu, Kara Avşar, Kara Bahşilü, Kara Baldır, Kara Bolgar, Kara Tatar, Kara Kidan, Kara Budak, Kara Kurdlu, Kara Kanlu vb.)
Yer Irak’ın kuzeyi ve “Kuzey Irak” diye adlandırılmaktadır.

Kara sözcüğü de Türk tarihinde yön adlarından “kuzey” için kullanılır.

Söz gelimi: Karadeniz, adı verildiği önemde o gün ki topraklarımıza göre kuzeydedir. Karakoyunlular, kuzeydeki Türklerdi. Koyunları kara olanlar değildi.

(Ayrıntılı bilgi ve alıntı için bakınız: “Dr. Ahsen Batur: Türklerde ak ve kara kelimeleri üzerine”)

Dolayısıyla; Abecesel, yersel, bölgesel ve tarihsel olarak incelediğimizde buranın bir Türk yurdu ve adının Kara olması çok olası bir durum.

Önemli olan ise dilimize/konuşmalarımıza özen göstermek, tarihsel ve toplumsal olarak kimliğimizi, yerimizi bize bir kez daha göstermemizi sağlayacak olmasıdır.

Çay ocağına kendi soyadını vermekten ticari kaygıyla erinen, oturduğu kafede tuvalet yerine ayakyolu dersem gülerler diyen, torununa bye bye derken ne dediğini bilmeyenleri görür ve duyark
en…
Bir kez daha tüm kutalmışlarımız önünde diz vurarak!

Büyük Türk Ulusuna sevgi, emek ve kaygılarımla…

Devamını Oku

MESUT ÖZIL, ALİ KOÇ VE TÜRKÇE !?

MESUT ÖZIL, ALİ KOÇ VE TÜRKÇE !?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zonguldaklı bir oğuşun (ailenin) Almanya doğumlu yıllarca Almanya, İspanya ve İngiltere ayaktopunda (futbolunda) gösterdiği etki ile son dönemlerin en ünlü Türk ayaktopçusu olan Türk kökenli Alman yurttaşı Mesut’un yurduna dönmesi Türk ve Dünya ayaktopunda büyük ses getirdi.

Yabancı basının da büyük ilgi gösterdiği imza töreninde Fenerbahçe Başkanı Ali KOÇ beklenmedik bir söylemde bulundu.

– Mesut ÖZİL’in formasında bundan sonra ilk kez ‘ÖZİL’ yazacak.

Bir bilinçaltının dışavurumu böylesi bir etkinlikte görülen bir durum değil. Büyük olasılıkla da kimsenin ayrımında (farkında) olmadığı bir söylem oldu.

Dilbilgisi olarak özel adların olduğu gibi yazılması gerektiğini sanırım herkes bilir. (Tabii bizdeki bu duyarlılık/eşitlik görüldüğü üzere onlarda yok)

İngiliz Urban Dictionary ve Oxford Sözlüğü, Ozil sözcüğünü şöyle açıklıyor:

Ozil: “Birine yardım etmek, asist yapmak.”

Üstelik 2013 yılından bu yana bu sözcüğü kendi sözlüklerine de alıp istedikleri gibi yazıp, kullanırlarken…

Bizdeki yabancı hayranlığı bir yana dilsel anlamda bilinçsizliğimiz de ne düzeye varmış! “Kendilerince” bizi aşağılarcasına davranıyorlar.

Yavrularımıza ad ararken usumuza (aklımıza) Türkçeyi bile getirmediğimiz şu dönemde böyle bir söylemi duymamız iyiydi. Ancak bir de görmemiz/okumamız için yazmış olalım.

Büyük Türk Ulusuna olan inanç ancak kaygılarımla…

“Türk demek Türkçe demektir. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Devamını Oku

DİL İLE SÖMÜRÜLENLER

DİL İLE SÖMÜRÜLENLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

(Sömürgeciliğin son silahı dil ve ekin (kültür) sömürgeciliğinin saldırısındaki Türkçe)

Dil, ulus olabilmenin en güç koşuludur. Her topluluk bir gün toprak edinebilir, bayrak çizebilir, devlet sayılabilir. Ancak kendi dili olmayan hiçbir topluluk asla devşirme ulus olmaktan kurtulamaz.

Sömürge düzeni binlerce yıldır varlığını sürdürürken dünyanın geldiği bugün yeni yöntemler geliştirmiştir. Eski çağlarda doğrudan ve güç kullanarak köleler edinilirken bu çağda ülkeler savaşla/el koyma (işgal) ile toptan sömürülürken günümüzde (ki bizim gibi geçit vermeyen ülkelere) ekin sömürüsü ile girilerek yalnıkların (insanların) sömürgeci ülkenin özentisi, beklenticisi, göç etmek istediği yer konumuna getirilmektedir.
Günümüz Türkiyesinde ana-babalar yavrularına “bye bye” derken rahatsız olmuyor, işletmeler işyerlerine yabancı ad verince daha çok alıcı çekeceğine inanıyor, “Her dil dışarıdan sözcük alır…” diyenler 3 kıtaya egemenken hiç sözcük verememeyi açıklayamıyor.

Bugün yeryüzünde yalnızca 1 İngiliz Devlet’i varken “sözde” tüm yeryüzünde İngilizce geçerli dil sayılır. Bugün yalnızca 1 Fransız Devlet’i varken Afrika kıtasında 28 ülkenin 1. ya da 2. yasal (resmi) dili Fransızcadır.

Bir de Türkçemize bakalım; 7 Bağımsız Türk Devleti’nin, 20’yi aşkın Özerk Türk Cumhuriyeti’ninin, 300.000.000 soydaşın ortak dili, yeryüzünün en eski, en köklü, en bilimsel dillerinden biri.

Öyleyse biz neden Türkçemizi dünyada en geçerli diller arasına sokamıyoruz? Öyleyse biz neden yabancı dillere sözcük veremiyoruz? Öyleyse biz neden ülkemize gelen gezginlerin (turistlerin) Türkçe bilmesi gerekirken biz onlarla onların dilinde (yada İngilizce) konuşmaya çalışıyoruz?

Yoksa biz kimi ülkelerin/sömürge güçlerin özentisi, bekleneni, sevicisi mi ediliyoruz?

Devamını Oku

TÜRKLERDE ÖRGÜTLENME YETENEĞİ VE GÜNÜMÜZ KADINININ YERİ

TÜRKLERDE ÖRGÜTLENME YETENEĞİ VE GÜNÜMÜZ KADINININ YERİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türklerin yeryüzünde bu denli uzun kalabilme ve diğer toplumlara göre üstünlüklerinden biri

de örgütlenme yeteneğidir. Bu örgütlenme yeteneğinin önemli özelliklerinden biri de oğuş

(aile) yapısıdır.

Türklerde oğuş önemli bir kavram, gelenek ve devletin yapıtaşıdır. Oğuşlar arasındaki bağlar

ise diğer boylardan oğuşlarla kurulan doğanlık (akrabalık) getirisiyle güçlenir, boy ve oba

biçiminde büyür.

Yine Türklerde en temel anlamda evin egemeni, kuran, yöneten, düzenleyen; en büyük

anlamda da katunun tuğrası (imzası) olmadan kanunların geçerlilik kazanmaması, kadın –

anne – eş olgusunun erkeğinin yanında/yardımında olarak önde gözükmemesine karşın etkin

bir kadın varlığı olarak karşımıza çıkar.

Günümüze gelindiğinde devlet yönetiminde katun/kadın değerli olsa bile etkin değildir. Oğuş

– boy – oba geçişinde de büyük kentler, geçinme gibi nedenlerle doğanların birlikte

yürüyemeyerek ayrı bölgelerde bulunabilmesi ve yerleşimi oluşabilmektedir. Dolayısıyla

geriye yalnızca evin egemeni kadın kalmaktadır.

Bilindiği gibi günümüz Türk kadınının (sanırım tüm Türk ellerinde) büyük çoğunluğu

“evinin hanımı, çocuklarının anası” arasında sıkışmaktadır.

Bunun en çarpıcı sonuçlarından biri olarak örgütlenmenin günümüz karşılığı olan dernek –

ocak – vakıf türü yapılarda da “kadın kolları” adıyla geçmişimizde olmayan ayrı bir birim

oluşması gibi üzücü/düşündürücü durumları örnek olarak görebiliriz. Bu durumun, dernek –

ocak – vakıf üçlemesinde, sanki bu yerlerin sahibi erkek, kadınlarda “arada” bulunsun

durumunda ortaya çıkan bilinçaltı yaklaşımının irdelemesine girmek dahi istemiyorum.

Buna karşın Türk kadının gelenek – töre – genetik özelliği nedeniyle boş duramadığını

söylemek gerek.

Türk Kadını’nın oturduğu yapı (bina-site vb.) ve yerler (sokak-mahalle) toplumsal

(evli,bekar,çocuklu), siyasal (kimlik, kişilik, görüş) ve maddi (gelir-gider durumu) olarak

kimlerden oluşuyor, kaç kişi, nereli gibi konularda iletişim becerisi sayesinde (günümüzde

gün yapma, oturmaya gitme bg.) edindiği ya da tüm ulusların en ana ekinsel (kültürel)

geleneği olan doğum ve ölüm (doğum öncesi ve sonrası kalıtsal öğretiler ve ölüm sonrası ev,

7’si 40’ı bg.) törelerini yaşatan kalıtçılarımız olması bu örgüt yapımıza en bayağı örneklerdir.

Oğuşun kendi içinde, doğanların birbirleri arasında ve aynı yerde yaşayan toplumun ortak

alanlarında bilgi alış-verişini böylece sağlayabilen Türk Kadını’nın özelliği Türklerdeki

örgütlenme başarısında önemli ve gerekli bir değerdir.

Buradan bakıldığında oturduğumuz yapılarda (bina-site) ve yerlerde (mahalle) yöneticilik

görevleri arasında kadınlarımıza hak ettikleri (pozitif ayrımcılık demiyorum) yerleri en

azından buralarda vererek toplumumuzun ve daha önemlisi ulusal özelliklerimizden biri olan

örgütlenme yeteneğimizin desteklenmesini sağlamak, kadınımızı yeteneği olan bir alanda

değerlendirmek ve yaşadığımız temel bölgemizi (bina-site-mahalle) “kadın eli değmiş”

atasözü gereği daha uzman ellere bırakmak gerek kadınımıza hak ettiği saygınlığı vermek gerekse toplumsal sayrılığımız (hastalığımız) “koltuk sevdası” sorunumuzu törpülemek

adına düşünülmesi için bir öneri olarak sunuyorum.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.