DOLAR

9,6170$%1.43

EURO

11,1489%1.08

GRAM ALTIN

556,76%1,62

ÇEYREK ALTIN

8.816,34%0,44

BİST100

1.522,04%0,18

BİTCOİN

588291฿%5.0996

a
TÜRK'ÇE

TÜRK'ÇE

30 Mayıs 2021 Pazar

Tanrı’nın “Uğur”u (hayrı) Bir Çift Türk

Tanrı’nın “Uğur”u (hayrı) Bir Çift Türk
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Tanrı’nın “Uğur”u (hayrı) Bir Çift Türk

Yaşadığımız kovit salgınına karşı başında bir Türk olan işletme en iyi aşıyı geliştirdi.

Burada başka ülkelerin ve bilimcilerinin de başarılı olduğunu biliyoruz ama ilginç olan, bize özgü olan bir başka özellik var.

Bu aşıyı geliştiren işletmenin başındakiler Uğur Şahin ve Özlem Türeci adlı bir Türk çifti. İşte bu, örneği olmayan bir durum.

Sizlere burada genelde dilci kulağımda yankılananları yazdığımı söylüyorum.

Bu kez de kulağımda; ülkemizdeki salgını bastırmak/bitirmek için yapılan anlaşma ile 120.000.000 aşının geleceği duyutunda (haber) Sayın Uğur Şahin’in açıklamasını dinlerken adından kaynaklı dilimizde ne çok yabancı sözcükle kurulan ikileme olduğu yankılandı.

Türkçemizi de kuşatan yabancı sözcüklerin dilimizi bozma biçimlerinden biri de ikilemeler.

Akıllı (Arapça) / Uslu (Türkçe)
Yazık (Türkçe) / Günah (Arapça)
Köşe (Farsça) / Bucak (Türkçe)
Güçlü (Türkçe) / Kuvvetli (Arapça)

Bunlardan biri de Hayırlı (Ar.) / Uğurlu (Tr.) (olsun) sözcüğü.

Bu ikilemeler gün geçtikçe yabancının Türkçesini yok etmesiyle sürüyor. Artık kimse karşısındakine Uğurlu olsun, Uğurlar olsun, Uğurunu gör demiyor.

Bu konuyu dilci kulağıma gelen yankıyla yazarken
bir de Türkçü gözümde Göktürk akçaları (para) canlandı.

Göktürk akçalarında Kağan ve Katun bir arada bulunur. Çünkü devleti Kağan tek başına yönetmez. İşte bu durum da bize özgü bir durumdur. (En azından o yüzyıllarda)

Yeryüzü baştan sona böylesi bir salgınla çalkanırken kendisini Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi olarak da belirten Türk düşünce yapısı yine Tanrı’nın uğurunun Türk’ün adına düştüğünü, Tanrı’nın uğurunun Türk’ün diline düştüğünü gördüğümde içimden diyorum ki…

Acaba Tanrı bize düşünüp tutalım diye öğüt mü veriyor?
Acaba Tanrı bize bu kez neyi öğütlüyor!

Kutlu Türk Ulusuna olan umut, inanç ancak kaygılarımla.

Devamını Oku

Hindiler ve BOZKURTLAR!

Hindiler ve BOZKURTLAR!
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Sorsak hepimiz Türkçenin ne denli önemli olduğu konusunda büyük büyük konuşuruz.

Ancak ne yazık ki;

* Türkçeyi önemseyenlerin kastının yalnızca kendi anladıkları/konuştukları/ağızlarından çıkan olduğunu
* Türkçe önemli derken Arapçasız/Farsçasız olamayacağını
* Dilinin, dinini yaşamaya engel olabileceğini
* 100 yıl önce çizilen bayrağı, 100 yıl önce çizilen sınırları değişmez bilip de dilini yaşayan, değişen/dönüşen bir olgu bellediğini görünce…

Durumun önemini titreyip kendimize dönmemizi sağlayacak göz önünde örneklerle anlatmaya çalışıyorum.
Bir süredir kamusal alanlarda da Turkey yazmak/yazdırmak gibi bir tutum türemişti.

Birilerinin “Turkey” demesini anlıyorum ama birilerimizin “Turkey” demesini onayamıyorum (kabul edemiyorum).

Bildiğiniz gibi “Turkey” İngilizce’de hindi demek.

Son birkaç yıllık örnekler üzerinden bakalım.
2019’da Pasaport polislerinin üzerine Türkiye yerine Turkey yazılması


2020’de TİM’in “Made in Turkey” yerine “Made in Türkiye” yazılmasının önermesi


2021’de de Türkiye Alpagut Federasyonun #TurkeyDegilTürkiye etkinliğini yaşadık

Dil bilinci olmayanın kimlik bilinci de eksik oluyor.

Sorsak, “Biz hindi değiliz” derler. Ama toplumun geldiği/getirildiği durum (hindi sessizliği) da ortada
Kim bilir belki de hindilerle bozkurtlar arasındaki ayrımlardan (farklardan) biri de budur?
Ne dersiniz? 😉
Yüreğine usunu (aklını) da ekleyen Bozkurtların 3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ Kutlu olsun.
Büyük Türk Ulusuna olan inanç, umut ancak kaygılarımla…

Devamını Oku

BURSASTORE, TEXSAS YA DA BİZİM ÇOCUKLAR

5

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu kez derdimizi yerel bir örnekle anlatalım.

(Buradaki örnekler ülkemizdeki tüm tepik (futbol) takımlarının ortak durumudur. Yoksa Bursaspora ya da Bursa’ya özgü bir durum yoktur.)

Biliyorsunuz sömürgeci (emperyalist) düzenin en büyük oyuncağı akçe (para) dir. Dolayısıyla tepik oyunu da artık bu düzenden etkileniyor.

Bursalıların en büyük STK’sı olan Bursaspor ürünlerinin takıma destek amaçlı satıldığı yerlere Bursastore deniyor. (Tabi bu yabancı ad verme artık neredeyse bakkallarda bile böyle)

Geçtiğimiz günlerden birinde anneme “Bursastore’a bir uğrayacağım” dediğimde bana “Ne işin var perdecide” deyince benim kafamda yine o Türkçeci ışıklar çaktı!

Biz Türkler okuduğumuz gibi konuştuğumuzdan Türkçemize saygı göstermesek de bir İngilizin tepkisiyle karşılaşmamak adına Türk Yurdunda, Türk Bayrağı altında, Türk Devletine bağlı bir spor derneğinin Türkçe Yılı ilan edilmiş bir yılda yetkililerin duyarlı bir Türk’ün çağrısına kulak verecekleri UMUDUYLA…

Texsas (bakın Teksas bile yazılmıyor) konusu ayrı bir üzünç. Bu kez şöyle anlatacağım.
Yazılarımı yazarken yaraşırlık, yerindelik, kanıtlanabilirlik, doğruluk gibi pek çok ölçütüm gereği bu adın ne zaman, kim tarafından ya da nereden çıktığını yazarak başlarım ama sonra bu soruların yanıtını vermenin boşa çaba olduğunu duyumsayarak (hissederek). Sizlere ulusal duyarlılığına inandığım taraftarların dilsel sorunu nasıl göremediğini anlatmadan yalnızca bu adı gören bir Amerikalının çevresine ne anlatacağını bir düşünelim.

– Türkiye’de Bursa diye bir yerde Texsas yazısını gördüm ve oradakiler benimle fotoğraf çektirip anı aldılar. İnanamadım. Bizi ne denli sayıyorlar(!)

– Türkiye’de Bursa diye bir yerde Texsas yazısını görünce inanamadım. Bizim sömürgelerden sandım.

Değiştirilebileceğine olan İNANCIMLA!..


Gelelim bizim çocuklara. Biliyorsunuz Bursaspor şu sıralar Türk çocuklarla oynuyor. Onları izlerken kimiyle aynı mahalleden, kimiyle aynı okuldan, kimiyle aynı köyden olduğunu öğrenen bizim çocukları düşünüyorum. Onlar da o sahada olabileceğine daha bir inançla ayrı bir keyifle izliyor belki de daha bir istekli destekliyorlardır. Kim bilir onların başarısı sonrası daha bir övünüyor ve sahipleniyorlar.
Sonra yine acaba bu takım bir üst seviyeye (lige) çıktığında takıma dünya yansa umurunda olmayacak rahat tavırlı Afrikalıları, “Bana bundan sonra kim bu kadar akçe verecek” diyen Avrupalıları ya da “Oradan büyük takımlara giderim” diyen bizi basamak gören Baltıkları, yağmur çamur demeden üste akçe verip sesi kısılırcasına bağırıp, bağrına basacak yine bizim çocukları düşünüyorum. KAYGILARIMLA!

Büyük Türk Ulusuna olan umut, inanç ancak kaygılarımla.

Devamını Oku

AD GÜNÜNÜZ MÜ? DOĞUM GÜNÜNÜZ MÜ?

4

BEĞENDİM

ABONE OL

Türklerde yiğitlik, yüreklilik, anılma tüm geçmişi (tarihi) boyunca yer alan, tüm anlatılarında/söylencelerinde var olan, kuşaktan kuşağa aktarılan, atasözlerimize giren – yiğit sanıyla (namıyla) anılır – böylece ulus kimliğinin bir özelliği durumuna gelecek biçimde belleklerde yer eden bir olgudur.
Bu özellik Türkleri de yaptıkları yiğitliği, yürekliliği ya da anılası işin/eylemin/etkinin/görevin/başarının üzerine bir ad almasını da doğurmuştur.
İşte Türkler yaşamları içinde gerçekleştirdikleri anılası bir olay sonucunda kendilerini diğer kişilerden ayırmayı sağlayan bu olayı kendilerine ad (takma ad/lakap) olarak alırdı. Sözgelimi ayıboğan, sanatgüneşi, sarıçizmeli, imparator, başbuğ, gazi, Atatürk gibi adları kendilerine bugünkü soyadı gibi ikinci bir ad olarak alırlardı.
Kuşkusuz bu ad anılası, kutlanası bir ad da oluyordu. Kazanılan bu adın anılması, anımsanması ve yaşatılması ki bu ad bir gelenek, bir ulus kimliği bir söylence olması için ayrı bir anmayı da gerektiriyordu.

Böylece Türklerde doğum gününün yanına ad günü de gelmiş oldu. Ancak anlaşılacağı üzere ad günü başka, doğum günü başka bir kavramdır.
Doğum günü doğrudan doğumla, atadan alınan ve kişinin yaşatması, taşıması ya da anılması beklenen addır. Oysa ad günü kişinin kendi becerisiyle elde ettiği addır. Bu nedenle karıştırılmaması güzel bir gelenek, geçmiş ve kalıttır (mirastır).

Gelelim günümüze. Bugün yertinç (dünya) düzeninde savaş boyutunda anlatılası yiğitlikler çokça görülemiyor. Ancak önemli bir iş/eylem/etki/görev ya da başarı yine edinilebiliyor.
Dolayısıyla bugün de ad günü kutlaması yapılabilir. Örneğin yavrumuz bilimyurdunu (üniversite) bitirip sagun (hekim/doktor), ölçmen (mühendis), öğretmen olduğunda, doğum yapan kadının aldığı annelik sanını ya da sanat, spor, yazın (edebiyat) alanında başarı kazanılan o günü bir ad günü olarak anabiliriz.
Ya da benim gibi bir Türkçeseverin kendine ad alması gibi yapılabilir. Uzun süredir ilgili çevremde seçerek, severek kullanmaya başladığım GökTöre takma adını 3. Ayın 26’sında yasal olarak da almış bulunmaktayım.

Yaşım gereği beni uzun yıllardır tanıyanlar için eski adımı kullanacağını söyleyen ya da yeni durumu önemsemeyen pek çok kişi var. Şu var ki bu işlerde geride kalanlarla, konuyu anlamayanlarla, (düşünmeyip) yorulmaya çabalamayanlara bakılarak yola çıkılmaz.
Ben bu işi ulusuma, gençlere ve sonra kendi neslime örnek olmak için yaptım/yapıyorum. Belki böylece bir kişi yavrusuna Türkçe ad vermeyi önemsiz görmez, kendi dilini bayrağı ve yurdundan aşağı görmez. Ne dersiniz?
Ne mutlu onlara örnek olabilirsem.
Adımı ben verdim, yaşımı Tanrı versin!
Yaradan Yaraşır Yaşatsın (YYY)
Büyük Türk Ulusuna olan inanç, umut ancak kaygılarımla…

Devamını Oku

ANLAŞILAMAYAN İSTİKLAL MARŞI

ANLAŞILAMAYAN İSTİKLAL MARŞI
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Okunamayan, Anlaşılamayan ve bu durumu yazılamayan İSTİKLAL MARŞI

12 Mart 1921’de Büyük Ozan Mehmet Akif Ersoy o kutlu dizeleri yazdığında; Yunanların ilerleyişi bitmemiş, Ankara önlerine dek gelmişlerdir. Onları yurttan tümüyle atacak Büyük Taarruz ise bir hayaldir. Ülke bağımsızlığının tanındığı Lozan’ı imzalatmamış. Bayrağımızın bugünkü biçimi henüz çizilmemiş, genel olarak al üzerine çizilen ak ay ve yıldızdır. Yazılan ant (marş) eski abece ile yazılmış. Okuyabilenlerin okuma bilmeyenlere kıvançla okuduğu ancak ezgisinin seçilmesine 3 yıl olan bir şiirdir.
İşte böylesine UMUT verici, ulusunu bilen/tanıyan/İNANAN bir büyük ozanın yapıtıdır.

(Torunu Selma A. Ersoy’un anlatımına göre “Başımızdakini (M. Kemal) kim görse inanırdı.”)

Dil ve yazı devrimlerimiz ile Türk Ulusunun yüzyıllarca sindiremediği yanlışlardan dönülmüş. Türk kimliğine daha uygun bir düzene geçilmiştir.

(İlk akla gelene kısa bir yanıt verelim. Dil, Arapça/Farsçadan kurtuldu da İngilizce/Fransızca etkisine ve abece, sanıldığı gibi Arapça gidip Latince gelen yine yabancılaşmada değil)

100. yılını kutladığımız bugünlerde; 10 kıtasında ne yazdığını tümüyle anlamakta zorlanan yavrularımızın ilk abece ile okuyabilenleri zaten yok denecek denli azdır.

Türkler için (Bakın TC vatandaşları demiyorum) 100 yıllık bir sürenin ne denli kısa olduğunu düşündüğümüzde (Zaten TC vatandaşları 100 yılda bu nasıl olabilir dese biz kimiz demeliler) bu durumu nasıl değerlendirmeliyiz?

Birincisi: Devlet-i Aliye dönemi bir ozanın yazdığı sözler için aslında çokça Türkçe. O günkü abecenin durumunu da düşünürsek bu durum olağan.

İkincisi: Andın gelecek kuşaklarımızca daha az anlaşılır ya da okunabilir olacağını düşünürsek (ne yazık ki!) bu durum da ne M. Akif Ersoy’u ne de Türkçemizi bağlar. O ant dönemin ve durumun getirdiği bir durumdur.

Türkçe açısından durumu okumayı sürdürdüğümüzde usumuza (aklımıza) ilk şu soru geliyor. Öyleyse İstiklal Marşı da Türkçeleştirilmeli midir?
Bu tür yapıtlar kişilere özgüdür. Dilerse tümüyle yabancı sözcüklerle yazılsın tıpkı bir bedizcinin (ressamın) bedizini değiştirmeye benzer. Yine dilsel olarak da bir sorun değildir. Çünkü bu durum dili değil yapıtı bağlar.

Bir kez daha büyük ozanı sevgi ve saygıyla anarken;

Bu ulusa yazdığın ant severek.
Daha kazanılmamı utkuları bilerek
Kurtuluşa götüren bir umut oldun
Yurdun uçmağ olsa gerek! (Göktöre)

Tanrı bu ulusa bir daha bağımsızlık andı yazdırmasın!
Büyük Türk Ulusuna olan umut, inanç ancak kaygılarımla…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.